Güney Kafkasya bölgesinde coğrafi sınırları ile barışmayan ErmenistanRəşid Sadıqov - T.C. Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü doktora öğrencisi
E-mail: sadiqovresid095@gmail.com,

Güney Kafkasya coğrafi konum açısından çok önemli bir bölge olduğundan bu topraklar her zaman büyük devletlerin ilgi alanı olmuştur. Güney Kafkasya coğrafyası Asya kıtasını Avrupa kıtasına bağlayan çok önemli bir jeopolitik konuma sahiptir. Bölge tarihsel “İpek Yolu” güzergâhı ve günümüzde ise en büyük kara ulaşım yolu üzerinde yerleştiğinden bu coğrafyanın ticari amaçlı kullanımı daha çok öne çıkmaktadır. Bölge yaklaşık üç yüzyıl Rusya hegemonyası altında kaldığından bu coğrafyada daha çok Ruslar söz sahibi olmuşlardır.

1990 yılında Sovyetler Birliği tarih sahnesinden çekildikten sonra Güney Kafkasya bölgesi de bağımsızlığına kavuşmuş ve bu topraklarda üç yeni devlet Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan kendi otoritelerini kurmuşlardır. Bölgenin jeopolitik konumu kadar doğal kaynak rezervi bu toprakları vazgeçilmez kılmıştır. Bölge de doğal kaynak açısından en kazançlı devlet Azerbaycan olmuştur. Ülkenin hem Hazar’a kıyısı olduğundan Hazar enerjilerinden faydalanmış hem de topraklarının çoğu ta-

rım için daha uygun olduğundan Azerbaycan Güney Kafkasya’da daha ön plana çıkmıştır. Hazar enerjileri ise Azerbaycan’ı bölgenin en güçlü devleti konumuna yükseltmiştir. Bölgedeki doğal kaynakları yani petrol ve doğalgaz rezervleri Gürcistan topraklarından geçerek Avrupa’ya ulaştığından Gürcistan devleti de bölgenin en önemli transit devleti konumundadır. Gürcistan’ın transit geçiş koridor görevi ve Karadeniz’e kıyısı olması bu ülkenin en büyük şansıdır. Bölgede coğrafi kader açısından en yoksun ülke ise Ermenistan’dır. Bu ülkenin ne Azerbaycan gibi enerji rezervi var ne de Gürcistan devleti gibi denize çıkışı vardır. Coğrafi konum açısından Ermenistan bölgenin en şansız devletidir. Bu şansızlığın sebebi genel olarak ülkeler arasında sıkışıp kalan küçük kara parçasına sahip toprak bütünü olması ile beraber ülke yönetiminin komşu devletlerine karşı işgalci ve radikal tutumu da devletin coğrafi kaderini daha da çıkmaza sokmuştur. 

Bildiğimiz üzere Ermenistan bölgenin en az nüfusa sahip ülkesi hem de toprak bakımından en küçük devletidir. Bunun yanı sıra Erivan yönetimi hem Doğu hem de Batı komşuları düşman konumundadır. Ermenistan Doğu sınırı tarihi düşman devleti olan Azerbaycan ile Batı sınırı ise Türkiye cumhuriyeti toprakları ile çevrilidir. Ülke yönetimi ise bu iki devlet ile tarihsel olarak sorun yaşamış ve her iki devleti kendi hükümeti ve halkına düşman görmüştür. Ermeni halkı tarihsel olarak Büyük Osmanlı İmparatorluğunun çatısı altında yaşamış, ama 20. Yüzyılın başlarında eski yönetimine ihanet etmişlerdir. Bu topraklarda yaşayan Ermeni kesimleri Birinci Dünya Savaşı sıralarında Osmanlı Devletine karşı isyan bayrağı çekmiş ve bağımsızlık istemiştir. Ermenilerin bu isyanını bastırmaya çalışan Osmanlı yönetimi, Ermeniler tarafından sert karşılık almış ve bunun sonucu olarak Ermeni isyanı ülke de bir iç karışıklığa dönüşmüştür. Ermeniler 1915 yılında yaşanan iç karışıklığı fırsata çevirerek sonraki yıllarda Türklerin başına dert olan ve günümüze kadar Ankara hükümetini yoran sözde Soykırım iddialarını ortaya atmışlardır. Bölgedeki Ermeni isyanı bastırılmış ve Ermeniler amacına ulaşmamış, yani yaşadıkları Doğu Anadolu topraklarını, Osmanlı devletinden koparamamışlardır. Ermeniler bağımsızlığını bu topraklar üzerinde ilan etmek istemiş, fakat bu düşünceleri hayal olarak kalmıştır. Ermeni halkı daha sonraki yıllarda bağımsızlığını Rusların yardımı ile Batı Azerbaycan topraklarında ilan etmiş ve bu topraklarda kendi devletlerini kurmuşlardır. Fakat tarihi Türk Yurdu olan “Doğu Anadolu” topraklarından vazgeçmeyen Ermeni halkı, bu bölgeni “Batı Ermenistan” toprağı olarak görmüş ve günümüz itibariyle Türkiye cumhuriyetinden bu toprakları da talep etmektedirler. Ermenistan’ın Türkiye’ye karşı bu asılsız toprak iddiasını körükleyen ve Erivan hükümetine de bu konu da siyasal baskı yapan temel güç Ermeni Diasporasıdır. 

Ermeni Diasporası Ermenistan devleti üzerinde çok etkili bir varlık olup ve Birinci Dağlık Karabağ savaşında Ermenilerin zafer kazanmasında en önemli dış etken olmuştur. Ermeni halkı yurtdışı Diaspora ve lobi faaliyetleri ile kendi devletlerini korumayı çalışmış ve bölenin coğrafi konumu açısından yoksun olan ülkesini ayakta tutmayı başarmışlardır. Ermeni Diasporası, Ermenistan devletinin bu dünyada en büyük kozu veya şans meleği olduğunu söylersek çok ileri gitmiş olmayız. Çünkü ülke yönetimin bu zamana kadar iç ve dış politikasını şekillendiren tek varlık Ermeni Diasporası olmuştur. Ermenistan bulunduğu bölgede coğrafi kaderi ile barışmamış ve bunun için de bu topraklarda Revizyonist politikalar izlemiştir. Ermeniler kendilerini her zaman çok büyük görmüş büyük topraklara sahip, büyük bir ulus olduğunu düşünerek kendilerini bu tarihsel yalan ile teselli etmişlerdir. Bundan dolayıdır ki, sözde büyük halkının, küçük bir kara parçasına sıkıştırılması ile barışmayan Ermeniler tarih boyu komşu devletlere karşı asılsız toprak iddialarında bulunmuşlardır. Ermeniler dünyada her zaman Tebaa psikolojisi yaşamış ve tarihlerini, ulusunu hep şişirterek ve kendilerini denizden denize büyük devlet olduğunu savunmuşlardır.  Fakat asılında Ermeni halkı bölgede en küçük ve tarihi yalan üzerine yazılan bir tebaa devleti olmuştur. Ermeniler ise bu acı gerçekle barışmak yerine kendi radikal tutumlarından vaz geçmemiş ve Güney Kafkasya’da her zaman işgalci siyaseti ve Revizyonist yayılmacılığını sürdürmüştür. 

Ermenistan’da Ulus ve Devlet Geleneği

Güney Kafkasya’nın en küçük devleti olan Ermenistan’ın devletçilik ve ulusçuluk tarihleri kesin çizgiler ile bir birinden farklılık göstermiştir. Özellikle ulusun varlığı ortaçağa dayansa da devletçilik ilkesi ise yakın çağın tezahürü olmuştur. Çünkü Ermenilerin ne Milattan Önce ne de Milattan Sonra bir devlet ve devletçilik anlayışı olmamıştır. Bugün Ermenistan cumhuriyetinin sahip olduğu topraklar tarih boyu Roma, Pers, Bizans, Selçuklu, Osmanlı ve Safevi gibi büyük imparatorluğunun etkisi altında olmuş ve Ermeniler bu devlet yönetimleri altında yaşamışlardır. Ermenilerde devletçilik ve devlet anlayışı ise ilk olarak 20. Yüzyılın başlarında oluşmuş ve 1918 yılında Ermeniler eski Azerbaycan toprağı olan Erivan şehrinde kendi cumhuriyetlerini ilan etmiş ama bu devlet 2 yıl sonra Sovyetler Birliği tarafından işgal edilerek bölgede Sovyet rejimi kurulmuştur. Ermenilerin bu devletçilik anlayışının geç başlaması ve kısa süreli olmasının temel nedeni ise Ermeni toplumunun sürekli olarak dağınık ve farklı bir yapılanma içinde yaşaması olmuştur. Bugün bile Ermenilerin nüfus yapısı değişiklik göstermekte, yanı Ermeniler Ermenistan topraklarından daha çok yurtdışında yaşamaktadırlar. Bundan dolayıdır ki Ermenilerde devletçilik anlayışı ulusçuluk anlayışından çok geç yaranmıştır. Ermeniler kendi ulusunu her zaman dış güçlerinin tesiri altında görmüş ve kendilerini zavallı ve ezilen toplum gibi tanımlamışlardır. Ermenilere göre bu zavallılık ilkesinin temel nedeni Türkler olmuştur. Çünkü Türkler tarihsel olarak her zaman Ermeni topraklarını işgal etmiş ve burada yaşayan Ermenileri başka coğrafyaya göç etmesine neden olmuştur. Bu tebaa psikolojisi ve tarihi yalanlar Ermenilerin işine gelmiş ve Ermeniler kendi topraklarından kovulmasının temel nedeninin Türkler olduğunu savunmuşlardır. Ermeniler yurtdışında çok iyi örgütlene bilen bir toplum olmuş ve hatta bu örgütlenme biçimi onları bir Diaspora ailesi konumuna yükseltmiştir. Bildiğimiz üzere Ermeniler dünyada Yahudilerden sonra en iyi örgütlenmiş bir Diaspora teşkilatı olmuş ve bu Diaspora kurumu Ermenilerin dünyada hak sesi olmuştur. Ermeni ulusunu oluşturan Diaspora seçeneği Ermenilerin ulus kimliğini tamamlamış ve Ermeniler kendilerini “Ceviz Ağacı” gibi dört bir yana yayılan toplum olarak görmüşlerdir. 

Ermenistan Diasporası hakkında tarihsel bilgilere değinirsek bu kuruluşun ilk ortaya çıktığı dönem 11.Yüzyıl olduğunu görmekteyiz. Özellikle bu dönemde Bagratid hanedanlığının çökmesi ile Ermenilerin Doğu ve İç Avrupa’ya göçleri başlamış ve bu göçler gelecekte oluşacak Ermeni Diasporasının temeli olmuştur. (Yaldız, 2013: 296)

Ermenilerin Batıya göçü sonraki yıllarda da devam etmiş ve ters döngü sonucu yurtdışı Ermeni nüfusu Ermenistan cumhuriyetinde yaşayan Ermenilerden çok olmuştur. Ermeni halkının Batıda cemaat olarak örgütlenmesi sonucu 20.Yüzyılın başlarında Avrupa ve ABD’de çok güçlü bir Ermeni Diasporası oluşmuştur. Bu güçlü Ermeni Lobisi Ermenilerin ulusçuluğunu tamamlayan faktör olduğundan bugün bile devlet yönetiminde Ermenistan Diasporası daha ağırlıklı taban oluşturmuştur. Ermeni Diasporası 19.yüzyıla kadar kendilerini Diaspora ailesi değil, bir Din topluluğu olarak görmüş, ama daha sonraki süreçte özellikle 1915 Olaylarından sonra yurtdışı Ermeniler kendilerini Diaspora olarak tanımlamışlardır. Bu Dini cemaat zamanla Ermenistan halkının çıkarlarını savunan bir kuruluş olmuştur. Ermenistan ulus ve devletçilik geleneğini oluşturan Diaspora ailesi bugün bile Ermenistan cumhuriyetinin iç ve dış politikasına etki yapmaktadır. 

Ermeni ulusu ben kimim sorusuna cevabı çok anlamsız ve gerçeklere bağdaşmamıştır. Çünkü Ermeniler kendi tarihlerini hep abartarak yalan bilgilerle ulusçuluk, devletçilik ilkelerini ve kendi köklerinin çok eskilere dayandığını savunmaktadırlar. Ermeni tarihçileri Ermeni halkının geçmişini Nuh Peygambere dayanmakta ve dünyada Hristiyan Dinini kabul eden ilk toplumun Ermeniler olduğu ve dünya tarihi, medeniyeti ve insan hayatının doğuşu Gökçe (Sevan) Gölü sahilinde olduğunu savunmuşlardır. (Özdaşlı, vd., 2020: 7) 

Ermeni halkının bu efsanevi ve yalan dolu tarihi geçmişi kendilerine bile karanlık kalsa da Ermeniler etnik dayanışma için bu acı yalanı yutmuşlardır. Ermeniler tarihin gerçek boyutta nasıl şekillendiğine bakmazlar. Çünkü Ermeni tarihçileri tarihlerini doğal gerçeklere değil, kendilerine uygun olarak yazmış ve olasılık ilkesi ise Ermeni halkının tarihini tereddütte düşürmüştür. Ermenilerin tarihsel yalanları ve coğrafi yayılmacılığı bugün var olan Ermenistan cumhuriyetini Güney Kafkasya coğrafyasında yalnızlığa, yanı İzolasyon yapıya itmiştir. Özellikle devlet ve devletçilik ilklerini daha geçtiğimiz yüzyılın başlarında oluşturan Erivan yönetimi, sanki bu coğrafya da yıllardır devletçilik ilkesine sahip otorite olmuş ve bölge ülkeleri ise bu otoriteye teslim olmuşlardır. Fakat bu olasılığın tam tersi tezahür etmiş ve Ermeni toplumu yıllardır bu topraklarda Selçuklu, Osmanlı gibi Türk İmparatorluklarına boyun eğmişlerdir. Ermenilerin tarih bilgisinin yalan ve asılsız iddialar ile dolu olduğunu vurguladığımızdan Ermeniler bu tarihi gerçekleri okumak ve görmekten uzak olmuş, kendilerini bölgede büyük bir imparatorluk olan “Denizden Denize Ermenistan” devletinin varlığına inanmışlardır. Fakat bu yalan ve Ütopik hayal ürünü olan Denizden Denize Ermenistan ilkesi hiçbir zaman olmamış ve Ermeni tarihçileri bu yalana ilk kendilerini sonra ise halkını inandırmaya çalışmışlardır. Ermeni ulusu ve devleti genç ve çağdaş devlet ilkelerini benimsemek yerine daha eski gelenekler ve radikal tutumları savunarak Güney Kafkasya’da işgalci devlet statüsünde olmuşlardır. Bu işgalci devlet günümüz çağında da komşu ülkelerden asılsız toprak taleplerinde bulunmakta ve bölgede bir Revizyonist politika izlemektedir. 

Ermeni Diasporası ve Hay Dat Doktrini

Ermeni Kimliği ve Ermenistan devletinin varlığını gösteren Diaspora ailesi ilk yıllarda sadece ekonomi ve ticari ilişkiler ile tanınsa da sonraki dönemde özellikle “1915 Olayları” sonrası yeni doktrin olan Hay Dat (Ermeni Davası) ilkesini benimseyerek kendilerini siyasal sürece dahil etmişlerdir.

Ermeni Diasporası 20. Yüzyıl başlarına kadar Batı’da örgütlenen en önemli kuruluş olmuş ve özellikle bu döneme kadar Batı görüşüne göre bölge Ermenileri Diaspora değil de Dinleri etrafında toplanan toplum olarak tanıtılmıştır. Ancak 1915 olaylarından sonra yurtdışı Ermenileri politik alana etki etmiş ve bugün bile Ermenistan cumhuriyetinin ideoloji bel kemiğini bu cemaat topluluğu oluşturmaktadır. 

1915 yılında Osmanlı devletin Tehcir Kanunu ile Doğu Anadolu’daki Ermeniler ilk olarak Osmanlının başka vilayetlerine göç ettirilmiştir. Ermeniler bu tarihsel süreci ve göç olgusunu çok iyi değerlendirmiş ve stratejik amaç olarak kullanmışlardır.  Özellikle bu olay sonucu Ermenilerin daha çok göç ettiği bölgeler Avrupa kıtasında Fransa devleti, Amerika kıtasında ABD ve Arjantin devletleri, Asya kıtasında ise Suriye, Lübnan cumhuriyetleri olmuştur. Bu göç olgusu hem Ermenileri dünyanın dört bir yanına yayılmasına vesile olmuş hem de günümüz itibariyle savundukları “Sözde Soykırım” görüşlerinin doğmasına neden olmuştur. Özellikle 1915 olaylarını Ermeni ulusunun “Kurucu Olayı” olarak değerlendiren Ermenistan asıllı Fransız tarihçi Ter-Minassian, 1915 yılını “Bir Felaket Belleği” olduğunu söylemiş ve bu olay sonucu “Büyük Ermeni Diaspora” ailesi siyasal alana entegre olduğunu vurgulamıştır. (Yaldız, 2013: 297)

Ermeniler 1915 olaylarını çok iyi değerlendirmiş ve bu yılda yaşananları hem kendi ulusun faciası hem de kurtuluşu olduğunu belirtmiştir. Çünkü bu olaylardan sonra Ermeniler Batı’ya daha çok göç etmiş ve yurtdışındaki topluluklarını siyasal sürece dahil ederek Ermenistan’ın hak sesi olmayı başarmışlardır. Bu durum sonucu Ermeniler başta ABD ve Fransa gibi büyük devletlerde söz sahibi olmuş ve bugün bile bu ülkelerin karar alıcı mevkilerinde Ermeni bürokratları bulunmaktadır. Aslına bakarsak 1915 olayları veya diğer ismi ile Sözde Soykırım olayları Ermeniler için dezavantaj değil avantaj durum sağlamış ve Ermeniler dünyada en etkili Diaspora ailesini kurmayı başarmışlardır. Bir diğer neden ise Ermeni toplumu 1915 olaylarını bir ulusun faciası gibi görmüş ve bu katliamın sorumlusu Türkler olduğunu savunmuşlardır. Fakat tarih her zaman gerçekçiliği seven bilim dalı olduğundan Ermenilerin bu kısır döngü görüşleri tarihsel açıdan gerçek bulgular ile örtüşmemiş ve Ermeniler 1915 olaylarını kendilerine uygun olarak şekillenirmişlerdir. Yanı 1915 yılında Osmanlı devleti hiçbir soykırım suçu işlememiş ve bölgede bir Ermeni faciası yapmamıştır. Fakat söylediğimiz gibi tebaa psikolojisi için yaşayan ve kendilerini zavallı halk gibi tanıtan Ermeniler bu yılda yaşanan olayları soykırım olduğunu belirtmiş ve bu soykırım olaylarını ise halen de dünyada gerçekçi tez gibi savunmaktadırlar. Ne yazık ki birçok ülke başta ABD, Fransa, Almanya ve İsviçre gibi Batı toplumu 1915 yılında yaşanan olayları Soykırım olarak görmüş ve Ermenistan tezlerini savunmuşlardır. Ermenilerin uluslararası arenada bu başarılı sözde soykırım siyaseti sonucu Ankara yönetimi zaman zaman zor anlar yaşamış, ama Türkiye cumhuriyeti 1915 olaylarını daha geniş perspektifte incelemek için Ermenistan ve onların destekçileri olan Batı ülkelerine ortak “Tarih Komisyonu” kurulması teklifini yapmıştır. Ermeniler ise Türkiye’nin bu davetini kabul etmemiş ve olayları siyasi olarak gördüklerini, tarihçilerin işi olmadığını vurgulamıştır. Çünkü işin gerçeği budur ki Ermeniler yalanı sevmiş ve sürekli olarak savunduğu yalan soykırım tezleri artık kendilerine gerçek olay gibi tezahür etmiştir. 

Ermenilerin bu sözde soykırım tezini savunan Diaspora kuruluşu 20.Yüzyıl başında oluşturduğu Hay Dat Doktrini yani Ermeni Davası ideolojisini benimseyerek Türk Toplumuna karşı düşmanca tutum sergileyerek Ermenileri Türklere düşman gibi yetiştirmişlerdir. 

Özellikle yurtdışı Ermenilerin oluşturduğu bu Hay Dat doktrinine göre bugün var olan Ermenistan cumhuriyetinin bu dünyada üç önemli görevi olduğu vurgulanmıştır. Bu görevlerden ilki tarihi Ermenistan toprakları,  yanı sözde Batı ve Doğu Ermeni toprakları düşmanlardan geri alınmalı ve bölgede Büyük Ermenistan devletini kurulmalıdır. İkinci olarak dünyanın dört bir yanına yayılan Ermeniler, yeni kurulacak bu devletin topraklarına göç ettirilmesi sağlanacaktır. Ermenilerin sonuncu görev ise Ermeni toplumu bölgede kendi sosyal devletini oluşturacaktır. (Özdaşlı, vd., 2020: 33)

Ermeni Diasporası 1991 yılında bağımsızlık kazanan Ermenistan cumhuriyetin dış politikasını şekillendirmiş ve nerdeyse yakın tarihlere kadar Ermenistan iktidarında hep Diaspora kökenli kişiler bulunmuştur. Özellikle yeni bağımsızlık kazanan ülkenin ilk cumhurbaşkanı Levon-Ter Petrosyan ve ilk Dışişleri bakanı olan Raffi Hovannisyan bile Diaspora kökenli yöneticiler olmuştur. Bunun yanı sıra Ermenistan cumhuriyetinde “Karabağ Klanı” ağırlıklı olmuş ve devlet makamlarının çoğunu Karabağ Ermenileri tutmuştur. Bugün bile Karabağ Ermenileri Erivan’da aktif görev başındadırlar. Yerli Ermenilerden çok Karabağ’dan göç eden Diaspora ailelerinin devlet koltuklarını tutması Ermenistan halkının tepkisine neden olmuş ve Erivan yönetiminin Dağlık Karabağ Ermenilerine daha önem verdiklerini savunmuşlardır. Özellikle ülkenin ikinci ve üçüncü cumhurbaşkanları olan Robert Koçaryan ile Serj Sarkisyan Karabağ klanı üyesi olmuş ve bu kişilerin iktidarı yıllarında birçok Dağlık Karabağ Ermenileri ülkede çok iyi yerlere getirilmiştir. Diasporanın ülkenin iç işlerine bu kadar müdahile etmesi zaman zaman Erivan hükümetinin bağımsız karar almasını engellemiş ve yönetim Diaspora görüşlerine yakın kararları kabul görmüşlerdir. Bundan dolaydır ki Diaspora orta ve uzun vadede Ermenistan cumhuriyetine yararından çok zararı olmuştur. Bu baskı ve müdahile koşulunu öne süren Ermenistan cumhuriyeti günümüz çağında Diasporanı daha çok iç ve dış işlere karışmamasını istemekte ve sadece ülkeye yardım, yatırım sağlamasını savunmuştur.

Bildiğimiz üzere Ermenistan Diasporası halen dünyada etkili bir kuruluş olmuş ve bu topluluk her zaman dış yardımlarını kendi ülkesine yapmıştır. Özellikle Amerika, Rusya ve Fransa gibi ülkelerde de daha etkili olan Ermeni Diasporası bu devletlerin siyasal karar alıcı mekanizmalarını da etkileye bilmektedir. 

Amerika’da yaşayan Ermeniler bu ülkede “Amerika-Ermeni Ulusal Komitesini” kurmuş ve bu kuruluş ABD’de Yahudi Lobisinden sonra en etkili Diaspora topluluğu olmuştur. Bu teşkilatın üyeleri çoğunlukla Osmanlının dağılması ile Amerika’ya göç eden Ermenilerden oluşmuş ve hepsi de Amerikan vatandaşlığına hak kazanan bireyler olmuşlardır. Bu kuruluş da Yahudi Lobisi gibi tek dava ve tek düşman üzerinde örgütlenmiş ve benimsedikleri ideolojileri savunmaktadırlar. (Ürek, vd., 2011: 74) Amerika’daki Ermeniler siyasal alanda daha etkili olmuş ve bu topluluk Amerikan kongresinde daha ağırlıklı olması zaman zaman hem Ankara hem de Bakü yönetimine zararlar vermiştir. Bu teşkilatın tek davası olan “Türk Düşmanlığı” ilkesi hiçbir zaman değişmemiş ve her fırsatta Türk Dünyasına, Türk Milliyetçiliğine zarar vermeye çalışmıştır. Özellikle 1980 yılından sonra yaşanan Türk Diplomasi Teröründe Diaspora Ermenileri birçok Türkiye Büyükelçisi ve konsolosunu şehit etmiştir. Ermenilerin bu Türk Diplomatik Terörü bugün bile devam etmekte ve II. Dağlık Karabağ savaşından sonra yurtdışı Ermeniler hem Avrupa’da hem Amerika’da hem de Ortadoğu’da birçok Azerbaycan büyükelçilik binaları önüne toplanarak, bu diplomatik kurumlara maddi olarak zararlar vermişlerdir. 

Ermeni Diasporası daha bağımsızlığın ilk yıllarında yaşanan bölgesel savaşta Ermenistan’a maddi ve manevi desteğinin yanı sıra Batı tarafından Azerbaycan’a sağlanacak olan mali yardımları engellemiş ve yeni bağımsızlık kazanan Azerbaycan cumhuriyetini ekonomi alanda zor duruma sokmuştur. 

1992 yılın Eylül ayında Amerikan Kongresi, Sovyetler Birliğinden ayrılan cumhuriyetlerin ekonomik kalkınması ve demokrasi sürecinin hızlanması için mali yardım paketi hazırlayacağı bilgisini vermiştir. Kongrenin bu yardımı “Özgürlüğü Destek Yasası” (ÖDY) olmuş ve bu destek ile her bir ülke yıllık ortalama olarak 50-60 milyon dolar desteği ABD’den sağlayacaktı. Fakat destek yasasın daha kongrede görüşüldüğü tarih de Amerika’da var olan Ermeni Diaspora üyeleri bu yasa tasarısına yeni bir bölüm eklemişlerdir. Diasporanın destek yasasına eklediği “907” kararı sonucu Azerbaycan ABD’nin mali yardımı dışında tutulan tek Sovyet ülkesi olmuştur. Bu değişik karar güya Azerbaycan Ermenistan’a saldırmış ve Dağlık Karabağ savaşını Bakü yönetimi başlatmış, bu savaş sonucu birçok sivil Ermeni vatandaşı öldürülmüştür. Ermenilerin bu planı işe yaramış ve ABD Kongresinin Azerbaycan hakkında yetersiz bilgisi ve belirli politikası olmaması sonucu Kongre, Azerbaycan’ı işgalci devlet gibi tanımıştır. Kongrenin bu ek bölümündeki ilkeler sonucu ABD Azerbaycan’a destek vermekten vazgeçmiş ve bu ülkeye ayırılan mali yardımda savaş giderlerini azaltmak amacı ile Erivan yönetimine aktarmıştır. Diaspora desteği ile Ermenistan cumhuriyeti ise bu dönemde İsrail’den sonra ikinci en çok Amerika desteği alan ülke olmuştur. (Karimov, 2007:  105)

Amerika’daki Ermeni Diasporası aktifliği ve karar alıcı mekanizmalarında ağırlığı tek 1990 yıllarda olmamış, 2000 yılların başı ve günümüz itibariyle de Ermeniler, ABD’de etkili bir toplum olmaktadırlar. Özellikle 2004 yılında Amerika’da yapılan Senato ve Temsilciler Meclisi seçimlerinde Ermeni Diaspora kuruluşlarının desteklediği 202 adaydan, 199’u seçimi kazanmıştır. (Özdaşlı, vd., 2020: 34)

Ermenilerin ABD’de bu ağırlıklı siyasal iletişimi Ermenistan cumhuriyetinin Amerika’daki nüfusunu artırmış ve ABD lobisi ile Fransız lobisi ortak desteği ile Batılı şirketler tarafından Ermenistan’a çok yardım ve yatırım sağlanmıştır. Bu yardımlar sonucu Ermenistan Güney Kafkasya coğrafyasında siyasi, ekonomi varlığını sürdürmüştür. 

Ermenistan ideologları her zaman Ermeni Davası ilkesine sadık kalacağını belirtmiş ve hatta bağımsızlığını yeni kazanan Ermenistan cumhuriyetinin “Bağımsızlık Bildirgesi 11. Maddesi” Hay Dat doktrini ilkesine yer vermiştir. Bu madde gereği hem yurtdışı Ermenileri hem de Ermenistan cumhuriyeti 1915 yılında yaşananları bir soykırım gibi görmekte ve Türkler Ermenileri Batı Ermenistan yani Doğu Anadolu’dan kovdukları belirtilmektedir. Bunun yanı sıra Ermeniler Türklere karşı hiçbir zaman ne soykırım ne de toprak talep iddiasından vazgeçmeyecek ve 20. Yüzyıl başlarında imzalanan Gümrü ile Kars anlaşmalarını tanımayacaklarını belirterek bu ilkeni de devlet Anayasasının 13. Maddesine eklemiş ve devlet Armasına da

“Ağrı Dağı” sembolünü ilave etmişlerdir.(Mert, 2021: 68)

Buradan da açıkça söylemek gerekirse Ermenistan yönetimi ne zaman hem Bağımsızlık Bildirisi 11. Maddesini hem de ülke Anayasa 13. Maddesini yürürlükten kaldıracaksa o zaman Türkiye-Ermenistan ilişkileri normalleşme çağına girecektir. Ancak Yurtdışı Ermenilerin Erivan yönetimi üzerinde siyasi baskısı sonucu bu yumuşamanın kısa ve orta vadede gerçekleşmesi pek mümkün gözükmemektedir. 

Erivan hükümeti zaman zaman Diasporanın çok ileri gittiğini devletin iç işlerine karıştığını vurgulasa da ülke yönetimi anlamış ki Diaspora olmadan Ermenistan’ın bölgede siyasi varlığı daha tehlikeye girecektir. Bu koşullardan dolayıdır ki Ermenistan cumhuriyeti Diasporanın yönetimde söz sahibi olmasına izin vermiştir. 

Ermeni tarihçilerine göre bugün itibariyle dünyanın 79 ülkesinde 15 milyona yakın Ermeni halkı yaşamakta ve bu Diaspora ailesinin en sık yerleştiği ülkeler Rusya, ABD ve Fransa olmuştur. Ermenilere göre yurtdışında yaşayan topluma her kes Diaspora terimini kullansa da Ermeni halkı bu isim yerine kendi dilinde “Çeşme” anlamına gelen “Spyurk” terimini kullanmışlardır. (Özdaşlı, vd., 2020: 25)

Ermeni Diasporası veya Hay Dat büroları bugün itibariyle ülke yönetiminde asıl söz sahibi olmuş ve Ermeni Davası ideologları yönetim de ağırlıklı olması kısa ve orta vadede Ermenistan’ı hem başarılı yapmış hem de geri düşürmüştür. Özellikle dış politika da ağırlıklı karar alıcı olması Diasporanı çoğu zaman Erivan yönetiminden üstün kılmıştır. Bu durum da ülke yönetimin serbest karar vermesini engellemiş ve Diaspora önünde pozitif üstünlüğünü tehlikeye düşürmüştür. 

Bölgesel İstikrarsızlık ve Dağlık Karabağ Savaşları

Ermeniler bulunduğu coğrafyada her zaman karışıklık ve Kaos çıkarmaya meraklı toplum olmuştur. Özellikle 1991 yılında yeni bağımsızlık kazanan devlet daha yönetim ve reform yapılarını tamamlamadan, devlet bürokrat kabinelerini oluşturmadan bölgede yayılmacılık ve işgalci tutum sergilemişlerdir. Bundan dolayıdır ki Ermenistan cumhuriyeti günümüz itibariyle de Güney Kafkasya’nın barış ve kalkınmasına en büyük engeli oluşturmaktadır. Ülke yönetimi sınır komşusu olan 4 devletten 3’ne karşı Revizyonist tutum sergilemiş ve bu ülkelerden asılsız yere toprak talebinde bulunmuştur. 

Ermenistan yönetimin bölgede en büyük sorun yaşadığı ülke Azerbaycan cumhuriyeti olmuş ve yaklaşık 30 yıldır iki ülke arasında bölgesel savaşlar yaşanmış ve halen de Dağlık Karabağ’da pozitif barış sağlanmamıştır. Peki nedir bu Dağlık Karabağ Meselesi? Sorunu savaşa dönüştüren etkenler nelerdir? Kısaca bu hususlara değinelim. 

Bildiğimiz üzere Dağlık Karabağ bölgesi Azerbaycan sınırları içinde bir toprak parçası olmuş ve 1920 yıllarına kadar bölgenin siyasi, hukuki statüsü olmadan Azerbaycan egemenliğinde olmuştur. Fakat Stalin 1923 yılında Dağlık Karabağ bölgesi ile ilgili konuları Sovyet yönetimi gündemine getirmiş ve bölgenin Özerk yapıya dönüştürmesi için çaba harcamıştır. Stalin bu planı tam başarılı olmadığından, yani Sovyet Meclisinden tam destek alamadığından Stalin bölgeye Ermeni aileleri göçürerek Dağlık Karabağ’ın demografik yapısını değiştirmiştir. Bu demografik yapı sonucu 1980’lerde bölgede Ermeni nüfusu Azerbaycan Türklerinden çok olmuştur. Özellikle Sovyetler Birliğinin son yıllarında bu değişiklik daha çok ön plana çıkmıştır.

1989 yılındaki istatistik verilere bakarsak Dağlık Karabağ nüfusunun %77’ni Ermeniler %22’ni ise Azerbaycanlılar oluşturmuş geri de kalan %1’lik küçük nüfus oranı ise diğer milletlerden oluşmuştur. Yanı bu yılda bölgede 146.000 Ermeni nüfusuna karşılık, 41.000 Azerbaycanlı Dağlık Karabağ’da kalmıştır. (Dinç, 2021: 31)

Ermeniler bölgenin nüfus yapısının kendi lehine değiştirmesi ve Sovyetler Birliğinin de Ermenistan’ın tezlerini desteklemesi sonucu Ermeniler 1987 yılından sonra Dağlık Karabağ topraklarını Azerbaycan’dan koparıp Erivan yönetimine birleştirmek için çalışmış ve bunun için bile Sovyet Devlet başkanı Mihail Gorbaçov’a yazlı dilekçe de göndermişlerdir. 

1987 yılında Ermeniler, Gorbaçov’a 75.000 imzalı dilekçe göndererek, Dağlık Karabağ’ı Ermenistan’a birleştirme girişiminde bulunmuşlar, ama Moskova’da Ermenilerin bu girişimi yeterince ilgi görmemiş ve Sovyet Meclisi, Dağlık Karabağ konusunda Azerbaycan görüşünü desteklemiştir. Bu gerçekçilik durumunu anlamada zorluk çeken Ermeniler başkent Erivan ve Dağlık Karabağ merkez şehri olan Hankendi’de itirazlar yaparak, Gorbaçov’u kararını yeniden gözden geçirmesini istemişlerdir. Ardınca da Dağlık Karabağ’da Azerbaycanlıların yerleşim yeri olan Çardaklı köyünde Azerbaycanlılar ile çatışarak sorunu askeri boyuta taşımışlardır. (Sarıahmetoğlu, 2011: 13) Ermenilerin Çardaklı baskınından sonra Dağlık Karabağ sorunu müzakerelerden askeri boyuta inmiş ve bu olaylardan sonra Ermeni güçleri Dağlık Karabağ’ı silah yolu ile almaya başlamışlardır. 

Azerbaycan yönetimi ise Ermenilerin Dağlık Karabağ’daki askeri eylemlerine tepki olarak bölgenin özerk yapısına 1991 yılın 26 Kasım tarihinde son vermiş ve bu toprakları doğrudan Bakü yönetimine bağlamıştır. Azerbaycan’ın bu birleştirme kararına kızan bölücü Ermeni güçleri ise Aralık ayının ilk haftası Dağlık Karabağ’da düzmece referandum yaparak Dağlık Karabağ Cumhuriyetinin kurulduğunu ilan etmişlerdir. (Canar, 2012: 26)

Ermeniler Dağlık Karabağ’da cumhuriyet kurduklarını ilan ettikten kısa süre sonra bölgenin merkez şehri olan

Hankendi’ni 1991 yılı 26 Aralık tarihinde işgal ettiğini açıklamış ve bu kenti de yeni kurdukları cumhuriyetinin başkenti yapmışlardır. Özellikle Hankendi işgali ile Dağlık Karabağ savaşları sınır, cephe çatışmalarından çıkarak sıcak savaşa dönmüş ve bu savaş 1994 yılına kadar sürmüştür. Savaş sonucu Azerbaycan devleti Dağlık Karabağ ve bölgeye sınır 7 şehrini kaybetmiştir. Savaş yıllarında yaşanan “Hocalı” ve “Karadağlı” gibi korkunç soykırım olayları hem Azerbaycan yönetimin hem de Azerbaycan halkının tepkisine neden olmuş ve Azerbaycan ordusu taarruz saldırıları yapsa da Ermeniler karşısında başarılı olamamışlardır.  Çünkü bu yıllarda hem Azerbaycan’da siyasal istikrar olmamış, sürekli iktidar mücadelesi yaşanmış hem de Azerbaycan’ın askeri rezervi yetersiz olmuştur. Fakat Ermeniler ise bu savaşta bölgesel olarak hem Rusya ve İran desteğini arkasına almış hem de küresel olarak da Diaspora desteğini arkasında görmüş ve Azerbaycanlılar karşısında askeri üstünlük sağlamışlardır. Sonuç olarak ise Güney Kafkasya’da yaşanan I. Dağlık Karabağ savaşının kazanan tarafı Ermenistan, kaybeden taraf ise Azerbaycan yönetimi olmuştur. Sıcak savaşı askeri yönden bitiren anlaşma ise 1994 yılında imzalanan “Bişkek Protokolü” olmuştur. Bişkek anlaşması ile taraflar Dağlık Karabağ sorununu askeri süreçten, politik sürece taşımış ve 2020 yılına kadar taraflar arasında barış müzakereleri yapılmıştır. Fakat her iki taraf ise başta AGİT Minsk Grubu olmakla diğer bölgesel aktörler, Rusya, İran, Türkiye gibi devletlerin arabuluculuk Misyonlarından memnun kalmamış ve bölgede bazen askeri gerilim artmıştır. Özellikle 2016 yılı Nisan savaşları ve 2020 yılı Temmuz savaşları bu askeri gerilimin en güzel örneği olmuştur. 

Ermeniler 2020 yılında bölgede askeri tansiyonu artırarak Azerbaycan mevkilerine sürekli olarak saldırılar yapmış ve özellikle Temmuz ayında yaşanan savaş ve Azerbaycan halkı tarafından sevilen komutanlar Tümgeneral Polad Haşimov ve Albay İlgar Mirzayev’in savaşta şehit düşmesi Azerbaycan vatandaşının sabır bardağını taşıran son damla olmuştur. Bu olay sonrası Azerbaycan halkı sürekli olarak Askeri karakolların önüne toplanarak gönüllü seferberlik ve gönüllü savaşa gitmeğe hazır olduklarını vurgulamışlardır.

Ermenistan Savunma Bakanı David Tonoyan, “Yeni Savaşlar, Yeni Topraklar” tezi 2020 yılında daha ön plana çıkmış ve Paşinyan yönetimi bile bu tezi savunmuştur. Savunma Bakanı Tonoyan, “Artık Müzakere Yok, Savaş İstiyorlarsa Savaşırız” ifadesini kullanması yaşanan askeri tansiyonu daha da germiş ve taraflar çok geçmeden bölgede II. Dağlık Karabağ savaşını başlatmışlardır. (Dinç, 2021: 59)

Birinci Dağlık Karabağ savaşından farklı olarak ikinci böl-

gesel     savaşta                 hem       askeri    hem       de           siyasi     denklem

Azerbaycan’dan yana olmuş ve Azerbaycan askeri karşı taarruzla Dağlık Karabağ ve sınır 7 kenti 44 gün kısa sürede Ermenilerden kurtarmıştır. Ermeniler ise bu toprakları yaklaşık 4 yıl içinde işgal etmişlerdir. Ermeni askeri yöneticiler ve askeri uzmanlar Azerbaycan’ın gücünü ya doğru analiz yapmamış ya da yaptıysa da halktan korktuğu için sürekli olarak Bakü’nün kendilerinden zayıf olduğu görüşü ile Ermeni halkını uyutmaya devam etmişlerdir. Çünkü yalan ve abartma fikirleri Ermenilerin genetik sorunu olmuş ve Ermeniler sürekli olarak kendilerini büyük ve ordularını yenilmez ordu olduğunu savunmuşlardır. Fakat Ermenistan’ın o yenilmez ordusu Azerbaycan askerleri karşısında sadece 6 hafta yani 44 gün dayanabilmiş ve 10 Kasım da Azerbaycan güçlerine teslim olmuşlardır. 

27 Eylül sabah saat 6 sularında başlayan II. Dağlık Karabağ savaşı, 10 Kasım tarihinde imzalanan “Üçlü Bildiri” anlaşması ile resmen sona ermiş ve bu bölgesel savaşta Azerbaycan askeri kazanan taraf Ermenistan ise yenilen taraf olmuştur. Bu tarihten sonra Azerbaycan’ın Ermenistan üzerinde askeri ve siyasi üstünlüğünü kabullenen Erivan yönetimi artık Azerbaycan’ı 1990’larda kalan ülke değil, günümüz çapında Güney Kafkasya’da en güçlü devlet olduğunu anlamıştır. Kısacası II. Dağlık Karabağ savaşı sonrası Ermenistan devleti Güney Kafkasya’da Azerbaycan’ın hem askeri hem de siyasi hegemonyasını tanımak zorunda kalmıştır.

Ermenistan’ın bulunduğu coğrafyada sorun yaşadığı bir diğer devlet ise Din kardeşi Gürcistan devleti olmuştur. Gürcistan ile Ermenistan arasında sorun yaratan bölge ise “Cavaheti” toprakları olmuş ve Ermeniler bu bölgeni kendilerine ait olduğunu savunarak, Tiflis yönetiminden de asılsız toprak iddialarında bulunmuşlardır. Bölge tarihsel açıdan Osmanlı toprağı olmuş ve daha sonraki yıllarda Osmanlının yıkılışı sürecinde Sovyetler Birliğinin baskısı ile Gürcistan’ın toprak parçası olmuştur. Bu bölgede 1944 yılına kadar Ahıska Türkleri yaşamış, ama Sovyet lideri Stalin’in göçürme siyasetine karşılık bölge halkı Cavaheti’den Orta Asya çöllerine sürülmüş ve bu topraklara Ruslara destek amacıyla Ermeniler göçürülmüştür. Yaşanan bu göç olgusu sonucu bugün itibariyle bölgenin demografik yapısı Ermenilerin lehine değişmiş ve bölgedeki Ermenilerin sayı 200 bini geçmiştir. Özellikle Ermeniler 1990-1993 yılında yaşanan Gürcistan iç karışıklık ve milliyetçilik ayaklanmaları esnasında Ermeniler de bölgede “Cavah Ermeni Harekatını” kurarak Tiflis yönetimine karşı çıkmışlardır. Bölge Ermenilerinin amacı bu toprakları Gürcistan’dan kopararak, Erivan yönetimine birleştirmek olmuş ve hatta bunun için yurtdışı Ermeniler bölgede “Parventin” askeri üyelerini silahlandırarak Tiflis yönetimine karşı kışkırtmıştır. Ancak Tiflis hükümeti zamanla bölgedeki ayrılıkçı Ermeni güçlerinin isyanını bastırmış ve Cavaheti bölgesinin Gürcistan’dan koparılmasına izin vermemiştir. (Gafarlı, 2015: 83)

Bugün bile Ermeniler bu toprakları kendine ait olduğunu iddia etmektedir. Ermeniler halen de Cavah Ermeni Teşkilatı üyeleri ile gizli temaslar yaparak bölgedeki Ermeniler araçlığıyla Ermeni Davası haklarını Gürcistan yönetiminde tanıtılmaya çalışmışlardır. Ermenistan ve Gürcistan arasında sorunlu toprak alanı olan Cavaheti bölgesi uluslararası hukuk kuralları açısından Gürcistan toprağı olduğu kanıtlanmış, ama Ermeniler her zamanki gibi işgalci, Revizyonist tutumlarından vazgeçmeyerek, Tiflis yönetiminden bu bölgeni talep etmişlerdir.

Ermenistan devletinin bulunduğu bölgede anlaşamadığı ve en büyük can düşmanı statüsünde gördüğü ülke ise Türkiye cumhuriyeti olmuştur. Ermeniler bu hayatta yaşadıkları negatif olayların tamamında Türkleri suçlu görmüşlerdir. Ermenilere göre Türkler hem Ermenileri anavatanlarından kovmuş hem de Ermeni ulusuna soykırım yapmıştır. Fakat bu yalan ve tarihsel verilere dayanmayan ifadelere sadece Ermeniler inanmıştır. Yalan ve tarihi verileri kendilerine göre şekillendiren Ermeni tarihçileri günümüz çağında da hem Azerbaycan’dan hem de Türkiye’den asılsız toprak talebinde bulunmaktadırlar. Ermenilerin Türk düşmanlığına karşı oluşturduğu Hay Dat (Ermeni Davası) ilkeleri günümüz çağında da devam etmekte ve bu davanı savunan ideologlar Ermenistan’ı büyük devlet olarak tanımlamış, ama Türkler bu Büyük Ermenistan’ı ikiye böldüğünü vurgulamışlardır. Ermenilerin Büyük Ermenistan Devleti veya Denizden Denize Ermenistan (Tsoviç tsov Hayastan) projesine göre, tarihi Ermenistan toprakları Doğu ve Batı olmak şartı ile Türkler tarafından ikiye bölünmüştür. Bu görüşe göre Doğu Ermenistan toprakları bugün ki Azerbaycan Toprakları, özellikle Dağlık Karabağ ve Nahçıvan bölgesi, Gürcistan’ın Cavaheti bölgesi Büyük Ermenistan’ın Doğu Sınırları içinde yer almış ve Batı Ermenistan ise Türkiye’nin Doğu illeri olduğunu belirtmiştir. (Özdaşlı, vd., 2020:35)

Ermenistan cumhuriyetinin Revizyonist politikası bölgede kendini yalnız konuma itmiş ve Erivan yönetimi dört komşu ülkesinden (Türkiye, Gürcistan, Azerbaycan, İran) sadece İran’a karşı işgalci tutum sergilememiştir. Bundan dolayıdır ki bölgede Ermenistan’a destek veren tek ülke de İran İslam Cumhuriyeti olmuştur. Ermenistan bu tutumu özellikle Diasporanın benimsediği Ermeni Davasına uygun dış politika süreci kısa ve orta vadede Erivan yönetimini yalnızlığa itmiş ve Ermenistan bölgede istenmeyen ülke olmuştur. Fakat ülke yönetimi uzun vade stratejisinde Ermeni Davası ilkelerinden vazgeçerse ve komşu ülkelere karşı Revizyonist tutumunu bırakırsa, özellikle başta Diasporanı Erivan yönetiminden uzaklaştırsa o zaman Ermenistan’dan da Güney Kafkasya bölgesinde saygı duyulan devlet konumuna yükselecek ve bölgesel işbirliğinin bir üyesi olacaktır. Fakat Ermenistan’ın düştüğü siyasal ve sosyal yapılanmalar Diasporanı daha çok Ermenistan’ın iç işlerine kaşımasına neden olmuştur. Bu durum da Erivan yönetiminin komşular ile bölgede sorunsuz hareket etmesini kısa ve orta vadede engellemiştir. İlişkilerin iyi yönde gelişmesi ve şekillenmesi sadece uzun vade politikalarda mümkün olacağı beklenmektedir Ermenistan Ekonomisi ve Komşu Ülkeler ile İlişkileri 

Revizyonist tutum ve işgalci siyaset Ermenistan’ı Güney

Kafkasya’da hem yalnız bırakmış hem de bölgesel işbirliğinin dışına itmiştir. Bu dışlanma sonucu Ermenistan ekonomisi belli dönemlerde çok büyük krizler yaşamış ve bu krizler ülkedeki insanların refah durumu negatif yönde etkilemiştir. Güney

Kafkasya’nın en küçük devleti olan Ermenistan bölgede sadece Rusya, İran ve Yurtdışı Ermenilerin yardımları ile yetinmiştir. Bugün bile bu üç aktör Ermenistan ekonomisini ayakta tutan temel güç mekanizmalarıdır. 

Denize çıkışı olmayan ve genellikle dağlık bir coğrafi yapıya sahip Ermenistan devleti sürekli olarak komşu devletler araçlığıyla uluslararası pazarlara Entegre olmuştur. Ermenistan ürünleri Gürcistan üzerinden Kara Denize çıkmakta ve buradan da Avrupa’ya ulaşmıştır. Genellikle Ermenistan’ın ihraç yapacağı çok ürün yok, ama tam tersi Erivan yönetimi ithal piyasasına açık olmuştur. Coğrafi yapı olarak dağlık bölgeleri çok olan Ermenistan devletinde halk tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadır. Ermeniler Dağlık Karabağ topraklarında ise yasa dışı uyuşturucu ekimi yapmış ve bu illegal ticaret yolu ile gelen paranı da devlet bütçesine ilave etmişlerdir. 

Ermenistan’ın ekonomisinin bölgesel garantörü Rusya ve İran olmuş ve bu iki devletin dış yardım, yatırımları

Ermenistan’ı ayakta tutmuştur. 

Rusya Ermenistan’a yardımları ilk yıllarda askeri alanda olmuş ve Erivan yönetimi bu yardımlar ile hem kendi ordusunu kurmuş hem de Azerbaycan’la girdiği savaşta kazanan taraf olmuştur. Rusya-Ermenistan ilişkilerinin askeri ve güvenlik boyuttan şekillenmesi hiç tesadüfü olmamıştır. Çünkü Rusya, Güney Kafkasya coğrafyasında Ermenistan’ın en büyük askeri ve ekonomi ortağı olmuştur. Daha Birinci Dağlık Karabağ savaşının devam ettiği yıllarda Rusya ile Ermenistan arasında askeri anlaşma imzalanmıştır. 

1992 yılında yapılan ikili anlaşma gereği Ruslar Sovyetler Birliği zamanı Ermenistan topraklarında kalan 7. Muhafız Ordusu bölmeleri olan 16 ve 17 Tümenler Ermenistan cumhuriyetine devretmiş ve Erivan yönetimi de Ruslar tarafından verilen askeri malzemeler ile Ermenistan ordusunu kurmuştur. (Karabayram, 20011: 276) Rusya desteği ile kendi ordusunu kuran Ermenilere sonraki yıllarda da Ruslar askeri yardımlar yapmış ve bu yardımların en önemlisi ise Ermenistan’ın Gümrü vilayetine olmuştur.

Rusya Ermenistan’ın Türkiye cumhuriyeti ile sınır kenti olan Gümrü şehrinde bulunan “102 Rus Askeri Üssünü” daha modern silahlar ile donatmış ve asker sayısını artırmıştır. Bu askeri üs hem Rusya’nın Güney Kafkasya’da devamlığını göstermiş hem de Ermenistan’ın Batı sınırlarının güvenliğini garanti altına almıştır. 

Güney Kafkasya’da Birinci Ermenistan-Azerbaycan savaşını fili olarak bitiren Bişkek Anlaşmasından sonra Rusya Ermenistan’a ekonomik yardımlar da yapmıştır. Özellikle 2000’lerin başına geldiğinde Ermenistan’ın Rusya’ya ödediği borç miktarı artmış ve Moskova yönetimi 1992 yılından verdiği borcu geri isteyince Ermenistan’ın mali durumu krize girmiştir. İktidarda Rus yanlısı Koçaryan yönetimin olması Ermenistan için daha kolay olmuş ve Erivan yönetimi Rusya’nın borçlarını ödemek için ülkede özelleştirme yolunu seçmiştir. Erivan yönetimin bu teklifine olumlu cevap veren Rusya, çok kısa süre içinde Ermenistan’da Nükleer santralden, elektrik santrallerine kadar en önemli enerji alanlarını özelleştirmiştir. Bu durum karşısında Er-

menistan tamamen Rusya’ya bağlı olmuş ve bölgede Moskova’nın jandarma devleti konumuna yükselmiştir.

Ermenistan’ın Rusya bağımlığı sonraki iktidarların döneminde olmuş ve özellikle Karabağ Klanı üyeleri Ermenistan’ın Rusya ile aynı platform da yürümesinden memnun olmuşlardır. Ülkenin üçüncü cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan döneminde Ermenistan Rusya’nın öncüsü olduğu Avrasya Ekonomik Birliğine üye olmuş ve Erivan yönetimi adete Rusya’nın Güney Kafkasya’daki vilayet veya özerk devleti konumuna gelmiştir. Ermenistan’ın Rusya’ya her alanda bağılı olması ülkede birkaç sorun yaşatsa da Erivan hükümeti bölgede Rusya olmadan hareket etmenin mümkün olmadığını anlamış ve Rusya ile işbirliğine devam etmiştir. Bundan dolayıdır ki Ermenistan yönetimi daha çok Rusya’nın yatırım ve yardımlarına açık olmuş ve ülkede Rus şirketlerine geniş haklar tanınmıştır. Ermenistan’ın her alanda Rusya’ya bağıllığı kısa vadede Erivan yönetimin işine yarasa da, ama bu durum orta ve uzun vadede Ermenistan’ı Rusya’dan kopmasına engel olmuş ve Ermenistan Güney Kafkasya’da Rusya’nın tutunmasına ve devamlı kalmasına izin veren tek ülke olmuştur.

Ermenistan komşu ülkeler içinde ilişkilerinin iyi olduğu ikinci ülke ise İran İslam Cumhuriyeti olmuştur. İran devleti, Rusya’dan sonra Ermenistan’ı destekleyen ikinci bölgesel ülke olmuş ve bu yardım daha günümüz çağına kadar devam etmektedir. Özellikle İran’ın bölgede Ermenistan tarafında yer almasındaki temel faktör Elçibey yönetimi olmuştur.

Bildiğimiz üzere Elçibey iktidarı yıllarında şekillenen “Birleşik Azerbaycan” ideolojisi Tahran yönetimini endişelendirmiş ve bu durum karşısında İran Din kardeşi Azerbaycan tarafında değil, Hristiyan olan Ermenistan’ın yanında yer almıştır. Özellikle Elçibey yönetimin sürekli olarak dile getirdiği Kuzey ve Güney yok Birleşik Azerbaycan var fikri İran’ı her zaman tetikte tutmuştur. Bunun yanı sıra Elçibey yönetimi hem de İran’daki Fars rejiminin çok kültürlülükten uzak olduğunu savunmuş ve İran’da Farslar dışında diğer ulusların hakların ihlal edildiğini onlara kendi dilinde eğitim hakkı, kendi kültürlerinin örf geleneklerine bağlılık haklarının yasaklandığını vurgulamıştır. (Karadağ, 2021: 58) Elçibey yönetiminin İran’a karşı söylediği ifadelerden hoşlanamayan Tahran hükümeti

Azerbaycan’ın Türkçülük veya Birleşme görüşlerinin Güney

Azerbaycan        topraklarına       yayılmasından   korkmuş              ve

Azerbaycan’ı dengeleme amacıyla Ermenistan ile işbirliği içinde olmuştur. 

Tahran yönetimi hem I. Dağlık Karabağ savaşında hem de

  1. Dağlık Karabağ savaşında Ermenistan’ın yanında olmuş ve Molla rejimi ulusal çıkarlarını, Dini çıkarlardan üstün tutmuştur. Özellikle İkinci Karabağ savaşı esnasında Rusya’dan Ermenistan’a taşınacak askeri teçhizatları İran kendi toprakları üzerinden Karabağ’a aktarmış ve Ermenilerin askeri yönde rezerv eksikliğini tamamlamada yardımcı olmuştur. İran’ın bu düşmanca tavrı Güney Azerbaycan Türkleri tarafından sert tepki ile karşılanmıştır. İran ilk başlarda hem Bakü yönetimi hem de Güney Azerbaycan Türklerinin tepkisini üzerine almamak için yaşanan bölgesel savaşta tarafsız olduklarını açıklamıştır. Fakat savaşın başlamasından birkaç gün sonra Tahran yönetimi

Rusya’dan Ermenistan’a gönderilmek amacıyla gelen askeri malzemeyi İran’ın Enzeli limanına indirmiş ve buradan da kara yolu ile Ermenistan sınır kapısı olan Nurduz gümrüğüne taşınmasında aracılık yapmıştır. (Sarıkaya, 2021: 94)

İran her iki savaş esnasında Ermenistan’a yardım etmesinde temel neden “Türkçülük” ideolojisi gösterilse de Tahran yönetimi bölgede İsrail varlığından dolayı Bakü yerine Erivan’ı tercih etmiştir. Bildiğimiz üzere Güney Kafkasya’da en çok Yahudiler Azerbaycan’da yaşamış ve Bakü yönetiminin de Yahudilere karşı hoşgörülü tutumu hem Yahudi lobisini hem de İsrail devletini memnun etmiştir. Bu kültürel bağlardan dolayı İsrail devleti bölgede en çok Azerbaycan ile işbirliği içinde olmuş ve ikili ilişkileri strateji boyuta çıkarmıştır. 

İran ulusu 1979 yılında yapılan “İslam Devriminden” sonra İsrail’i en büyük düşmanı görmüş ve İsrail ile ikili ilişkileri askıya almıştır. İran’ın düşman konumunda gördüğü İsrail’in Azerbaycan ile yakın ilişkisi ve Güney Kafkasya’daki varlığı Tahran yönetimini rahatsız etmiş ve İran devleti, İsrail-Azerbaycan ilişkilerini kendi devlet bekasına bir tehdit olarak algılamıştır. Bu ulusal faktörlerden dolayıdır ki İran devleti Soğuk Savaş sonrası Güney Kafkasya’da kendine müttefik devlet konumunda Ermenistan’ı görmüş ve Ermenistan ile ikili ilişkileri geliştirmiştir.  

Güney Kafkasya’da İran’ın Ermenistan ile yakın ilişkiler kurmasındaki bir diğer neden ise “Ermeni Lobisi” faktörü olmuştur. Tahran yönetiminin sürekli olarak Batı başta ABD tarafından dışlanması ve Nükleer enerji programlarında ABD tarafından ekonomik yaptırımlarla karşı karşıya kalması İran devletini yormuş ve İran, Batı desteğini garantiye almak için Ermeni Diasporasını kullanmıştır. İran yönetimi özellikle günümüze kadar Ermenistan’ı desteklemesindeki küresel amaç, Ermeni Lobisi ile yakınlaşmak olmuştur. Tahran yönetimine göre, İran devleti bölgede ne kadar Ermenistan’ı desteklerse

Batı’daki özellikle ABD’de var olan Ermeni Lobisi de İran’ı Batı devletleri önünde o kadar destekler ve ABD kongresinde İran aleyhine çıkacak kararları engelleye bilir. (Karadağ, 2021: 63)İran’ın bu küresel çıkar politikası sonucu Tahran yönetimi çoğu zaman Batı konferanslarında Ermeni Diasporasının desteğini almış ve yapılan yaptırımların bazılarından kendini korumuştur. Karşılıklı çıkar politikası ile şekillenen İran-Ermenistan ilişkileri günümüz çağında da devam etmekte ve bu ikili ilişkiler hem ekonomi hem siyasi alanda strateji boyuta taşınmıştır. Bugün bölgede Ermenistan’ı destekleyen ikinci ülke İran olmuş ve Erivan yönetimi de bölgede Revizyonist politika izlemediği ikinci devlet ise İran İslam Cumhuriyeti olmuştur. 

Ermenistan kuzey komşusu olan Gürcistan ile de ilişkileri sürekli olarak değişmiş ve bu ilişkiler belirli dönemlerde iki ülke arasında kriz yaşanmasına neden olmuştur. Özellikle Ermenilerin yayılmacı siyaset ve işgalci tutum izlediği ülkelerden biri de Gürcistan olmuştur. Gürcistan sınırları içinde yer alan ve nüfusun çoğunluğu Ermenilerden oluşan Cavaheti bölgesi iki ülke arasındaki sorunun temeli sayılmaktadır. Uluslararası hukuk kuralları açısından bölgenin Gürcistan toprağı olmasına rağmen Ermeniler bu toprakları kendilerine ait olduğunu savunmaktadırlar. Özellikle 1990- 2000 yılları arasında Ermenistan ile Gürcistan uluslararası konferanslarda Cavaheti bölgesi için karşı karşıya gelmiş ve Ermeniler haksız yere bölgeni Erivan’a birleştirilmesini savunmuştur. Bu birleştirme politikasında başarılı olmayan Ermeniler 2000’lerde biraz yumuşama yaşamış ve ikili ilişkilerin geliştirmesine önem vermişlerdir. Fakat bu yıllarda da Ermeniler boş durmamış ve bu kez de

Gürcistan’a ait kültürel ürünleri kendi ürünleri gibi tanıtarak, Tiflis yönetimine karşı kültürel tecavüz yapmışlardır. Özellikle yurtdışı Ermeniler tarafından okyanus ötesi ülkelerde ABD ve Arjantin gibi devletlerde Ermeniler gastronomi etkinlikleri yaparak kendi mutfaklarını ve yöresel yemeklerini bu ülke insanlarına tanıtmışlardır. Ermeniler bu gastronomi fuarlarında hem Azerbaycan hem de Gürcistan mutfağına ait ürünleri kendi ürünü gibi göstermişlerdir. Öncelikle Azerbaycan mutfağına ait olan “Etli Yaprak Dolma” (Etli Yaprak Sarma) ve Dağlık Karabağ’da çıkarılan “İsti Su” mineral sodayı ve Gürcistan’ın “Haçapuri” ve “Borjomi” ürünlerini de Ermenilere ait olduğunu savunmuşlardır. Ermenilerin bu kültürel tacizine hem Bakü hem de Tiflis yönetimi, Erivan hükümetini uyarmış ve kendilerine ait milli ürünleri, Ermenistan ürünü gibi tanıtılmasına karşı çıkmışlardır.

Gürcistan devleti de bölgede Ermenistan’ın radikal tutumlarından ve işgalci siyasetinden memnun kalmamış ve Güney Kafkasya’da Azerbaycan ile ikili ilişkilere daha çok önem vermiştir. Tiflis yönetiminin bölgede Azerbaycan faktörüne öncülük tanıması Gürcistan’ın da işine gelmiş ve Gürcistan devleti, Azerbaycan araçlığıyla transit ülke konumuna yükselmiştir. Özellikle Hazar Havzasından şekillenen petrol ve doğalgaz boru hatları olan BTC, BTE, TANAP gibi dev projeler Gürcistan üzerinden Türkiye’ye ve oradan da Avrupa’ya aktarılmıştır. Enerji taşımacılığı dışında Gürcistan Asya ile Avrupa lojistik taşımacılığında önemli yere sahip olan Bakü-Tiflis-Kars ulaşım projesinin de taraf ülkesi olmuş ve ülke lojistik taşımacılığında da ön plana çıkmıştır. Ülkenin bu kazanımları ve transit geçiş ücretleri karşısında Gürcistan ekonomisi büyümüş ve bölgede Gürcistan, Azerbaycan’dan sonra en güçlü devlet konumuna yükselmiştir. Tiflis hükümeti bu kazanımlar karşısında Erivan’ı dışlayıp Bakü’yü desteklemesi çok doğal seçim olmuş ve Azerbaycan’ın referanslı projeleri, Güney Kafkasya’da

Gürcistan’ın yıldızını parlatmıştır. 

Günümüz itibariyle Gürcistan, Güney Kafkasya’da Ermenistan, İran ve Rusya faktörüne karşılık Türkiye ile Azerbaycan cephesini seçmiş ve bu seçim Tiflis yönetimini kazançlı çıkarmıştır. Bu ekonomi ve siyasal kazançlar Gürcistan’ın önemini artırmış ve Gürcistan bölgede dışlanan değil her alanda gelişim gösteren ülkelerinden biri haline gelmiştir. 

Ermenistan’ın bulunduğu coğrafyada en sorun yaşadığı devlet Azerbaycan cumhuriyeti olmuştur. İki ülke arasında yaşanan tarihsel husumet ülkeleri bir birine düşman yapmıştır. Özellikle Ermenistan’ın Azerbaycan Türklerine karşı başlattığı işgal siyaseti ve toprak iddiaları bölgede Azerbaycan ile Ermenistan’ın askeri güçlerini karşı karşıya getirmiş ve yaşanan savaşlar sonucu her iki taraf çok sayda can kaybı vermiştir. (İki ülke arasında yaşanan tarihsel sorunun ve savaşların başlama nedenleri önceki bölümlerde detaylı şekilde değinildiği için bura da bir daha detaya inilmeyecektir).

Genel olarak Azerbaycan ve Ermenistan düşmanlığı günümüz çağında da devam etmekte ve bu iki bölgesel devlet bir birini düşman konumunda görmektedirler. Bu bölgesel düşman siyaseti Ermenistan’ın zararına olmuş ve Ermenistan Güney Kafkasya’da şekillenen tüm işbirliği projelerinin dışında kalmıştır. Ermenistan’ın dışlanması Gürcistan’ın işine gelmiş ve Bakü merkezli işbirliği platformlarında Tiflis yönetimi lojistik alanda ön plana çıkmıştır. Ermenistan ise radikal ve işgalci tutumu bu devleti İzolasyon (Yalnızlık) yapıya itmiş ve bu politika sonucu Erivan yönetimi Güney Kafkasya işbirliği politikalarından uzak kalmıştır.

Ermenistan’ın bölgede anlaşamadığı bir diğer Türk devleti ise Türkiye cumhuriyeti olmuş ve Ermeniler Türkleri kendi ulusuna en büyük düşman statüsünde görmüşlerdir. Ermenilerin Türklere duyduğu bu nefret ve kin tutumunun altında yatan birçok neden vardır. Özellikle Ermeni tarihçileri ve ideologlarına göre Ermeni ulusunun başına ne geldiyse bunun sorumlusu Türkler olmuş ve Türkler 20.  Yüzyılın başında Ermenistan halkına karşı soykırım suçu işlemekten bile kaçınmamıştır. Fakat bu tarihi yalan ve sözde soykırım olaylar sadece Ermeni halkına inandırıcı gelmiş ve Ermeniler kendilerine Yahudiler gibi “Holokost” yapıldığını savunmaktadırlar. İki toplum arasında tarihi nefreti doğuran bu sözde soykırım olayları TürkErmeni ilişkilerinin gelişimini engellemiş ve günümüz çağında da iki ülke ilişkilerinde olumlu gelişme yaşanmamıştır. Ermenistan yönetimi sürekli olarak sözde soykırım olaylarını gündeme getirerek Ankara hükümetinden asılsız toprak ve tazminat istemesi ikili ilişkileri daha da düğümlemiştir. Bunun yanı sıra Ankara yönetimi de Ermenilerin haksız yere Azerbaycan topraklarını işgal etmesini kabullenmemiş ve Erivan’a Dağlık Karabağ konusunda hassaslığını vurgulayarak, toprakları asıl sahibi olan Bakü yönetimine verilmesini talep etmiştir. Bu tarihsel suçlamalar ve yargılama olguları karşısında ikili ilişkiler gelişime yerine daha da kötüye gitmiş ve Ermenistan, Türkiye cumhuriyeti tarafından da dışlanan ülke olmuştur. 

Ankara yönetimi her zaman Ermenistan ile barışa açık olduğunu vurgulamış, ama ilişkilerin normalleşmeden önce Erivan’ın yapması gereken işlerinin olduğunu vurgulamıştır. Ankara’nın Erivan yönetimi karşısına sunduğu şartları, “Sözde Soykırım Yalanı” “Toprak Talebi” ve “Dağlık Karabağ Sorunu” gibi konulardan Ermenistan vazgeçerse Türkiye, Ermenistan ile ikili ilişkileri hemen başlatacağını ifade etmiştir. Fakat Ermenistan yönetimi Türklerin bu şartlarını kabul etmemiş ve yurtdışı Ermenilerin sözde soykırım tezlerini savunmuşlardır. 

Diaspora Ermenileri ve Ermenistan cumhuriyetinin ideologları hem Büyük Ermenistan’ın kuruma fikrinden hem de Sözde Soykırım yalanından vazgeçilmediklerini açıklamış ve aksine bu olayı daha da genişleterek Türklere karşı “4T Projesi” talebini (Tanıtım, Tanıma, Tazminat, Toprak) başlatmışlardır. Ermenilerin savunduğu 4T projesi tamamen Türkiye’ye dayalı olmuş ve sözde soykırım içerikli olmuştur. Ermenilere göre, Ermenistan cumhuriyeti ilk olarak sözde soykırım olaylarını dünya devletlerine tanıtacak ve bu tanıtım sonra Türkiye cumhuriyeti de uluslararası baskı karşısında soykırım yalanını tanıma mecburiyetinde kalacaktır. Bu tanıma sonrası Ermeniler soykırım sonucu Ankara hükümetinden tazminat alma hakkı kazanacak ve son olarak Batı Ermenistan toprakları olarak gördükleri Türkiye’nin Doğu bölgesini Erivan’a birleştire bileceğine inanmışlardır. (Özdaşlı, vd., 2020: 94) Tamamen hayal ve ütopik görüşlere dayanan 4T Projesi Milliyetçi Ermenilere umut verse de gerçek hayat da ise Ermenistan cumhuriyetini bölgeden daha çok dışlanmasına neden olmuştur. 

Türkiye devleti, Ermenistan ile ilişkileri geliştirme de sunduğu teklifler yerine Ermeniler yumuşama yolunu değil de yeniden radikal tutum sergileyerek, bölgede Türk Düşmanlığını daha da körüklemişlerdir. Bundan dolayıdır ki bugün ne Türkiye ne de Azerbaycan devleti Ermenistan ile sınırları açmamış ve barış masasına oturmamıştır. Türk devletlerine göre Ermeniler ne zaman Türk Düşman tutumundan vazgeçerse ve bölgesel yayılma siyasetini bırakırsa o zaman hem Ankara hem de Bakü, Erivan yönetimi ile ilişkileri geliştirecek ve Ermenistan’ı Güney Kafkasya’da dışlanmış ülke konumundan kurtararak, bölgesel işbirliğinin üyesi durumuna getirecektir.  Türklerin bu ön koşulu ise daha kısa ve orta vadede imkansız gözükmektedir. Özellikle Diasporanın Erivan yönetimine baskısı gelecek yıllarda azalırsa ve Erivan yönetimine Diaspora dışında bağımsız karar alama hakkı tanınırsa bu zaman hem Türkiye’nin hem de Azerbaycan’ın şartları Erivan hükümeti tarafından kabul görülür ve uzun vadede Ermenistan’dan da Güney Kafkasya’daki işbirliği ortağı konumuna yükselir.  

Güney Kafkasya Coğrafyasında Ermenistan’ın Jeost ratejik Hedefleri

Ermenistan cumhuriyetinin Diaspora ile yakınlığı Ermenileri bölgedeki gelecek hedeflerini bile daha radikal boyuta taşımış ve Güney Kafkasya’da Erivan’ın siyasi, ekonomi yalnızlığının devam etmesine neden olmuştur. Ermenistan cumhuriyeti bölgedeki işbirliğine katılması için ilk başta Diasporanın ülke siyasetinde karar alıcı mekanizmasını kırması gereklidir. Çünkü yönetim ne kadar Diaspora politikaları ile şekillenirse devlet bir o kadar bölgeden dışlanacak ve yalnızlık statüsü devam edecektir. Ermeni ulusunun özellikle yurtdışı Ermenilerin şekillendirdiği 4T projesi ve Dağlık Karabağ bağımsızlığı gibi konular ne kadar çok Erivan yönetiminin masasında bulunursa bölgede Türkiye ve Azerbaycan ablukası devam edecek ve Ermenistan ekonomisi çöküşe gidecektir. Ermenilerin Rusya ve İran bağımlılığı aslında Ermenistan’ı zararına olmuş ve Ermeniler bu iki ülkenin yardımına muhtaç duruma düşmüşlerdir. Ermenistan devlet başkanları da bu durumu anlamış ve özellikle uzun vadede hem Rusya ile İran’ın hem de Diasporanın Ermenistan’ı bölgede yalnız bırakacağını vurgulamışlardır. Bundan dolayıdır ki Ermenistan yönetimi bölgede Revizyonist tutumu ve işgalci siyasetini ne kadar erken bırakırsa o zaman Ermenistan için Güney Kafkasya’da yeni bir güneş doğacaktır.  2020 yılında yaşanan İkinci Dağlık Karabağ savaşı sonucu Ermenistan cumhuriyeti bölgedeki yalnızlığını zor da olsa anlamıştır. Çünkü bu savaşta Azerbaycan Türkleri Ermenileri yenilgiye uğratmış ve Ermenistan her zaman arkasında gördüğü dostlarını bu savaşta yanında görmemiştir. Özellikle savaşın ilk gününden Türkiye’nin koşulsuz ve açık şekilde Azerbaycan’ı desteklemesine karşılık ne İran ne Rusya nede Diaspora Ermenileri Ermenistan’ı bu savaşta doğrudan destek vermemiş ve bunun sonucu olarak Ermeniler 1990 yılından farklı olarak 2020 yılında bölgesel savaştan yenik devlet olarak çıkmıştır. Ermeniler, Güney Kafkasya bölgesindeki asıl aktörün Rusya ve İran değil Türkiye devleti olduğunu 2020 yılında yaşanan savaşta anlamış ve bu savaş sonrası Türkiye’ye karşı yumuşama dönemine girmiştir. Özellikle savaş sonrası Erivan yönetiminin Türkiye tarafına dostça mesajları ve sözde soykırım olaylarını çok dile getirmemesi ilişkilerde normalleşmenin başladığının habercisi olmuştur. İki ülke arasında karşılıklı üst düzey ziyaretlerinin artması ve ilişkilerin normalleşmesi için çalışmalar başlatılmıştır. İlk olarak Ermenilerin Türk mallarına koydukları ambargonun kaldırılması ön görülmüş ve ardından her iki ülke vatandaşlarının karşılıklı seferleri müzakere konusu olmuştur. Bu karşılıklı sefer görüşmeleri sonuç vermiş ve 2022 yılın Mart ayında Ermenistan’ın “FlyOne Armenia” şirketi ilk kez Erivanİstanbul Charter seferini yapmıştır. Erivan’dan havalanan uçak İstanbul Sabiha Gökçen Hava limanına iniş yapmıştır. Sabiha Gökçen Hava Limanında yolcuların çiçekler ile karşılanması her iki ülkenin kamuoyu tarafından olumlu karşılanmıştır. (Bozkuş, 2022:143)

Bu olumlu ilişkiler sonucu her iki ülke özel temsilcilerini daha aktif çalışmasını istemiş ve bölgesel politikalara katkılar sağlamalarını talep etmişlerdir. Çünkü özel temsilciler ne kadar aktif çalışırlarsa Türkiye ile Ermenistan arasında barış anlaşmaları daha çabuk imzalanır ve karşılıklı işbirliği politikaları gelişim gösterir.

Ermenistan yönetiminin Diaspora politikalarını devre dışı bırakıp ve Türkiye ile ilişkileri geliştirme gayreti hem Ankara hem de Bakü yönetimi tarafından olumlu karşılanmış ve bu sürecin daha çok Ermenistan’ın yararına olacağını savunmuşlardır. Gerçekten de Ermenistan ne kadar erken radikal tutumlarından ve işgalci siyasetinden vazgeçerse ve komşu devletlerden toprak talebinde bulunmazsa, Ermenistan da bölgesel işbirliğinin bir üyesi olur ve Gürcistan’a sağlanan lojistik destek Erivan yönetimine sağlanır. Bu durum da Ermenistan’ı da transit ülke konumuna getirir ve yerlerde olan Ermenistan ekonomisi bu lojistik desteklerle kalkınmaya başlar. Zaten II. Dağlık Karabağ savaşını bitiren 10 Kasım Anlaşmasında da bölgesel ticaretin ve geçiş koridorların açılması konuları görüşülmüş ve Güney Kafkasya’da iki yeni ulaşım koridoru olan “Laçin” ve “Zangazur” koridorlarının inşasına başlanmıştır. Bu koridorlardan en önemlisi Zangazur Koridoru veya diğer adı Orta Koridor güzergahı ile Asya’dan taşınan ürün Avrupa’ya aktarılacak ve bölgenin ticari değeri bire beş artacaktır. Zangazur koridor ağı en çok Ermenistan’ın işine gelecek ve Ermeniler bu ulaşım yolu araçlığıyla transit ülke konumuna yükselecektir.

Genel olarak Ermenistan cumhuriyetinin 2020 ve gelecek yıllarının stratejik hedeflerine bakarsak, Ermeniler artık 2020 yılındaki savaş ile anladılar ki bölgede işgal ve yayılmacılık siyaseti en çok kendilerine zarar vermektedir. Bununla da Ermenistan cumhuriyeti çağdaş döneminin kaderini savaş yok, barış ve liberal politikaların belirlediğini anlamıştır. Buna göre de Ermeniler ne kadar erken kendi düşüncelerini reform yaparsa bu durum onların lehine olacak ve sahip olduğu devlet, bölgesel yalnızlıktan çıkıp kalkınma politikalarının bir üyesi olacaktır. Özellikle bu koşulla bölgede hem Azerbaycan’ın hem de Türkiye’nin siyasi ve askeri üstünlüğünü kabul ederek, bu ülkelerden toprak talebinde bulunmayacaktır. Ermenistan yönetimi bu strateji ile hareket ederse ve bölgede Türkiye ile Azerbaycan’ı kendi yönetimine düşman değil, işbirliği ortağı olarak görürse bu durum da Erivan yönetiminin kazançları daha çok olacak ve ülke kalkınması için yeni bir dönem başlanacaktır. Bu dönem de Güney Kafkasya’da yeni barış ve işbirliği güneşini doğuracak ve her bir ülke bölgede savaş yerine barışı tercih ederek, ekonomi, liberal politikalara üstünlük verecektir. Böylelikle Güney Kafkasya savaş geçmişini geri de bırakıp ve barış bölgesi olarak yeni işbirliği projelerinin merkezi olacaktır. 

Sonuç. Güney Kafkasya’nın en zavallı halkı olan Ermeniler hiçbir zaman siyasi kaderi ile barışmak niyetinde olmamış ve tarihsel olarak bölgede Revizyonist politikalar izlemiştir. Bu durum Ermenistan’ı ve Ermeni ulusunu bölgeden dışlanmasına neden olmuş ve Ermeniler Güney Kafkasya’nın geniş işbirliği ağından kenar da tutulmuştur. Ermenilerin kendi kaderini kabullenmeme durumunun geçmişi, Ermeni tarihçilerinin ve ideologlarının yalan, yanlış bilgilerine dayanmaktadır. Çünkü onlar boş ve hiç yerde kabul görülmeyen tarihi efsaneleri ve rivayetleri ile halkı uyutmuş ve Ermenilerin büyük devlete ve büyük ulusa sahip olduklarını yazmışlardır. Aslında Ermenilerin devletçilik anlayışı ise daha yakın tarihimiz olan 20.Yüzyılın başlarında doğmuştur. Fakat Ermeni tarihçilerine göre ise dünyada ilk devlet anlayış fikri Ermenilere özgü olmuştur. Ermeni tarihçileri gibi dünyada kendi tarihlerini abartarak yazan ve olmayan olayları da gerçek bilgi olarak halka Empoze eden ikinci bir toplum olmamıştır. İşin garip tarafı ise Ermeni tarihçilerinin gerçekle bağdaşmayan Hikayelerini Ermeni halkı gerçek kabul etmiş ve bugün bile bu yalan geçmişleri ile kendilerini avutmuşlardır. Fakat tarihi gerçek ise Ermenilerin her zaman zavallı millet olduğu ve başka yönetim şemsiyeleri altında yaşadığı göz önündedir. Ermeni ulusu ise bu acı gerçeği, tatlı yalana tercih etmiştir.

Ermeni tarihçilerinin Büyük Ermenistan veya diğer adıyla Denizden Denize Ermenistan görüşü dünya tarihçilerine göre tam Ütopik bir olay olmuştur. Buna göre de Ermeni halkı bu ütopyaya inanarak bugün bile Büyük Ermenistan görüşünü savunmaktadır. Tarihsel olarak da başlarına ne geldiyse suçlu olarak Türkleri görmüş ve Türklere karşı nefret, kin duyguları bu toplumu kendilerine düşman edinmiştir. Ermeniler 20.Yüzyıl başlarında Rusya desteğini arkasına alarak birçok yerde Türklere karşı facialar yapmış ve saygın Türk aydınları, diplomatlarını şehit etmişlerdir. Özellikle 1990 yılından sonra artan Türk nefreti sonucu Ermeniler, Güney Kafkasya’nı Kaos Kargaşa ortamına çevirmiş ve bölgede işgalci siyaset izlemiştir. Bu işgalci siyasetin temel nedeni ise Ermeniler bulunduğu coğrafyada kendi sınırları ile barışmayan ve bu doğal sınırlarını kabullenmediğinden sürekli olarak komşu ülkelerin topraklarına karşı yayılmacı politika izlemişlerdir. Ütopik Ermeni görüşüne göre Büyük Ermenistan’ı Türkler Doğu ve Batı’ya bölmüş ve Ermenilerin bu savaşı, Ermeni topraklarının kurtarılması için yapıldığını belirtmişlerdir. Yaşanan olaylar sonucu Ermeniler

1994 yılında fili olarak Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesini işgal etmiş, ama 2020 yılında yaşanan bölgesel savaşla bu topraklar tekrar hak sahibine askeri yöntem ile iade edilmiştir.

2020 yılından sonra Ermenistan cumhuriyeti zor da olsa bölgede Türk aktörünü kabullenmiş ve bu savaşla da Türkün gerçek gücünü bir kez daha görmüştür. Bundan dolayıdır ki günümüz çağında Ermeniler Güney Kafkasya’da dışlanma ve geri kalmışlığın temel nedenini kendi yönetiminde görmüştür. Çünkü Erivan yönetimi ne kadar Diasporanın sözünü dinlerse bir o kadar bölgede yalnız kalacak ve bölgesel işbirliğinin dışına itilecektir. Bu bölgesel dışlanma psikolojisi sonucu Ermenistan cumhuriyeti bugün bağımsız özgür karar alma da Diaspora ve Milliyetçi faktörleri devre dışı tutmalı ve coğrafi kaderi ile barışıp, bu topraklarda Türkü düşman değil, strateji ortağı gibi görmelidir. İşte bu politik görüş gerçekleştirildiği taktir de Ermenistan bölgede dışlanan ülke değil, işbirlikçi devlet konumuna yükselecektir.

how can we help you?

Contact us at the Consulting WP office nearest to you or submit a business inquiry online.

Consulting theme is an invaluable partner. Our teams have collaborated to support the growing field of practitioners using collective impact.

Donald Simpson
Chairman, Bluewater Corp