Değişen enerji paradigması ve Azerbaycan: Doğu Zengezur yeşil enerji bölgesiAnıl Çağlar Erkan - Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Dr.Öğr.Üyesi
E-mail: acerkan@mehmetakif.edu.tr,

Zeynəb Dəniz Altınsoy -Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Dr.Öğr.Üyesi
E-mail: denizaltinsoy@bilecik.edu.tr

DOĞU ZENGEZUR YEŞİL ENERJİ BÖLGESİ

Değişen enerji paradigması, dünya genelinde enerji üretimi ve tüketimi şeklini dönüştüren birçok faktörü içermektedir. Bu değişikliklerin başlıca nedenleri arasında çevresel kaygılar, enerji güvenliği, teknolojik gelişmeler ve ekonomik faktörler bulunmaktadır. Aynı zamanda, enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve sürdürülebilir enerji uygulamalarının yaygınlaştırılması, bu yeni paradigmanın önemli bir parçasıdır. Azerbaycan, bu değişen enerji paradigmasına uyum sağlamaya çalışan bir ülke olarak dikkat çekmektedir. Doğu Zengezur bölgesi, Azerbaycan’ın söz konusu uyum sürecinde en önemli coğrafyalardan birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Zira Doğu Zengezur, Azerbaycan’ın güneydoğusunda yer alan bir bölgedir ve enerji sektörü için büyük bir potansiyele sahiptir. İşte Doğu Zengezur’un yeşil enerji bölgesi olarak önemli hale gelmesine neden olan bazı faktörleri, rüzgâr enerjisi potansiyeli, güneş enerjisi potansiyeli, hidroelektrik potansiyeli, enerji diversifikasyonu olarak sıralayabiliriz. İlk olarak rüzgâr enerjisi potansiyeli açısından bakıldığında Doğu Zengezur bölgesi, rüzgâr enerjisi üretimi için uygun koşullara sahiptir. Rüzgâr türbinleri kurularak bu potansiyel enerji kaynağı değerlendirilebilir. Güneş enerjisi potansiyeli açısından bakıldığında Azerbaycan’ın genelinde güneşlenme süresi oldukça fazladır ve bu nedenle güneş enerjisi üretimi için büyük bir potansiyele sahiptir. Doğu Zengezur, güneş enerjisi projeleri için uygun bir bölge olabilir. Hidroelektrik potansiyel açısından ele alındığında bölgedeki nehirler ve su kaynakları, hidroelektrik enerji üretimi için fırsatlar sunar. Enerji diversifikasyonu açısından ele alındığında Azerbaycan, enerji kaynaklarını çeşitlendirmek ve sürdürülebilir enerjiye yönelmek istemektedir. Bu nedenle Doğu Zengezur bölgesi, ülkenin enerji portföyünü çeşitlendirmesine yardımcı olabilir. Dolayısıyla Azerbaycan, enerji sektöründe yeşil enerjiye yatırım yaparak sürdürülebilir bir gelecek için adımlar atmaktadır. Doğu Zengezur’un bu çabaların bir parçası olarak yeşil enerji üretimine katkı sağlaması beklenmektedir. Ancak bu tür projelerin çevresel etkileri ve sosyal sonuçları göz önünde bulundurularak dikkatlice planlanması ve uygulanması önemlidir. Ayrıca, enerji altyapısının modernizasyonu ve enerji verimliliğinin artırılması gibi diğer önlemler de enerji paradigmasının değişimine katkıda bulunabilir. Tüm bunlar ışığında çalışmanın temel amacı enerji denklemindeki paradigma değişimi kapsamında Azerbaycan’ın yükselen konumunun analizidir.

1.DEĞİŞEN ENERJİ PARADİGMASI

Dünyamızda endüstri devriminden bu yana enerji kaynağı olarak petrol başta olmak üzere fosil temelli enerji kaynakları ağırlıklı olarak tercih edilmiştir (Sevim, 2020: 57). Bu nedenle enerji jeopolitiği alanındaki kurgu da fosil temelli enerji kaynakları üzerine olmuştur (Sevim, 2020: 57). Bununla birlikte özellikle 20. yüzyıl tam anlamıyla enerji üretimi konusunda petrol teknolojilerinin egemen olduğu bir zaman dilimi olarak nitelendirilebilir (Sevim, 2020: 58). Ancak günümüzde yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen enerjinin maliyetlerindeki roket hızında düşüş ve yenilenebilir enerji teknolojilerindeki gelişmelerle birlikte 2040’lara kadar küresel enerji paradigmasında önemli dönüşümlerin yaşanması olasılık dahilinde yer almaktadır (Sevim, 2020: 58). Bu doğrultuda küresel enerji paradigmasında fosil temelli enerji kaynaklarından yenilenebilir enerji kaynakları yönünde dönüşüm yaşanması halinde son yüz yıldır dünyayı etkileyen enerji jeopolitiğinde de dönüşüm yaşanacağını söyleyebiliriz (Sevim, 2020: 58). Zira enerji jeopolitiği özellikle son günlerde süratli bir değişim aşamasından geçmektedir (Sevim, 2020: 58). Bunun en önemli sebepleri fosil enerji kaynaklarının rezerv durumuyla ilişkili yaşanan hadiseler, enerji denklemindeki büyük aktörlerin enerji taleplerindeki süratli değişimler ve gelişen enerji teknolojileridir (Sevim, 2020: 58).

  1. yüzyılın ilk yıllarından itibaren küresel enerji güvenliğini tehdit eden birçok hadiseye tanıklık edilmektedir. Bu doğrultuda söz konusu enerji güvenliği tehditlerinin neredeyse tamamının, fosil enerji kaynaklarının nitelikleriyle doğrudan ilişkili olduğu görülmektedir. Fosil enerji kaynaklarının nitelikleriyle ilişkili ön plana çıkan unsurlar, tükenebilir olmaları, dünya coğrafyasına asimetrik dağılmış olmaları ve kirletici olmalarıdır. Halihazırda sayılan tüm bu unsurlar yaşanan bir takım hadiselerle birlikte ciddi enerji güvenliği sorununun kaynağı haline gelişmişlerdir. Söz konusu hadiselerden belki de en önemlileri fosil enerji kaynaklarının uluslararası ilişkiler kapsamında diplomatik silah olarak kullanılması ve iklim değişikliğinin giderek daha tehlikeli bir hal almasıdır. Fosil enerji kaynaklarının silah olarak kullanılmasıyla ilişkili en önemli hadiselerden bazıları Ukrayna-Rusya arasında patlak veren silahlı çatışmalar sırasında yaşanmıştır. Bu süreçte enerji akışı kesintiye uğramakla birlikte stratejik önemi tartışmasız olan bazı enerji nakil hatları ise fiziki saldırılara maruz kalmıştır. Kuzey Akım 1 ve 2 doğal gaz boru hatlarına yönelik “sabotaj” olarak değerlendirilen saldırılar bunun en önemli örneklerindendir.

İklim değişikliği de son yıllarda ciddi bir enerji güvenliği sorununa dönüşebilecek bir diğer tehdit olarak karşımıza çıkmaktadır. Küresel iklim değişikliğinin neden olacağı ürkütücü sonuçları gösteren birçok akademik çalışma bulunmaktadır (Birpınar, 2022). Bunların en önemlilerinden biri olan Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) 6. Değerlendirme Raporu, küresel ölçekte ivedi şekilde harekete geçilmezse ne gibi yıkım senaryolarıyla karşı karşıya olacağımızı gözler önüne sermektedir (Birpınar, 2022). Öyle ki söz konusu rapora göre, sera gazı salınımlarındaki artışın bu şekilde sürmesi durumunda, yüzyıl sonunda küresel sıcaklık artışının, endüstri öncesi döneme nazaran 3oC’den fazla gerçekleşeceği öngörülmekte ve bunun da geleceğimiz için zarar verici sonuçları da beraberinde getirmesi kaçınılmaz görülmektedir (Birpınar, 2022). Tartışmasız bu gidişatı tersine çevirmek, enerji stratejileri kapsamındaki politikalarına göstereceğimiz hassasiyetle mümkün olacaktır (Birpınar, 2022).

Son on yılda başta rüzgâr ve güneş enerjisi olmak üzere yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı yatırımlarda önemli oranda artış yaşanmaktadır (Sevim, 2020: 60). Öyle ki 2040’lara kadar yenilenebilir enerji yatırımlarındaki bu artışın devam edeceği tahmin edilmektedir (Sevim, 2020: 60). Tüm bunlar ışığında küresel enerji paradigmasında bir değişimden söz etmek mümkündür. Bu doğrultuda yeni enerji güvenliği paradigması, yenilenebilir enerji kaynakları ve yerel kaynakların kullanılmasıyla kaynak çeşitliliği sağlanması üzerine kurulu olacağı şüphesizdir (Sevim, 2009: 93).

2.YENİ ENERJİ PARADİGMASI ve  YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARI

Yeni enerji paradigması, geleneksel fosil yakıtlardan vazgeçerek daha sürdürülebilir ve çevre dostu enerji kaynaklarına odaklanmayı içerir. Bu paradigma, küresel enerji talebinin arttığı ve iklim değişikliği gibi çevresel sorunların giderek daha fazla önem kazandığı bir dönemde, enerji üretim ve tüketimini değiştirmeyi amaçlar. Bu çerçevede, yenilenebilir enerji kaynakları önemli bir rol oynamaktadır. Dolayısıyla yeni enerji paradigması, bu yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanarak enerji üretimi ve tüketimini değiştirme çabalarını içerir. Bu, iklim değişikliği ile mücadelede ve enerji sürdürülebilirliğini sağlama konusunda önemli bir adımdır.

Sonuç olarak, yeni enerji paradigması, geleneksel enerji üretim ve tüketim alışkanlıklarını değiştirmeyi ve sürdürülebilir, çevre dostu enerji kaynaklarına yönelmeyi içermektedir. Bu, iklim değişikliği ile mücadelede, enerji güvenliğini artırmada ve ekonomik fırsatlar yaratmada önemli bir rol oynamaktadır. Bu nedenle, yenilenebilir enerji kaynaklarının artan önemi, enerji sektöründe ve toplumda daha geniş bir kabul görmektedir. Bu doğrultuda yeni enerji paradigmasının temelinde yer alan yenilenebilir enerji kaynaklarına değinmek gerekmektedir.

Yenilenebilir enerji kaynağı doğanın bize bahşettiği ve fosil enerji kaynaklarına nazaran kendisini daha kısa sürede yenileyebilen enerji kaynakları olarak tanımlanmaktadır. Kendisini yenileme süreleri nispeten daha kısa olan bu kapsamdaki enerji kaynaklarının en önemli ortak özellikleri, karbondioksit emisyonlarını düşürerek dünyadaki canlı yaşamının sürdürülebilirliği için en hayati unsurların başında gelen çevrenin korunmasına olumlu yönde katkı sağlamaları, dünyanın tüm insanlığa bahşettiği yerli kaynaklar oldukları için enerjide dışa bağımlılığın azalmasına ve istihdamın artmasına katkıda bulunmaları ve kamuoyundan yaygın ve güçlü destek almalarıdır (Özkaya, 2004). Bu bağlamda yenilenebilir enerji kaynaklarının, ulaşılabilirlik (Accessibility), mevcudiyet (Availability), kabul edilebilirlik (Acceptability) özelliklerinin hepsini taşıdığını söyleyebiliriz (Özkaya, 2004). Yenilenebilir enerji kaynakları arasında stratejik açıdan ön plana çıkanlar ise hidro, güneş, rüzgâr enerjisidir.

Hidroelektrik akan sudan elde edilen enerjidir. Yaklaşık 2000 yıl önce, eski Yunanlılar tahıl öğütmek ve tekerlekleri çalıştırmak için su gücü kullanmışladır (Yenilenebilir Enerji Araştırmaları Derneği, 2023). Günümüzde ise elektrik üretmenin en uygun maliyetli yollarından biridir ve genellikle mevcut olan yerlerde tercih edilen yöntemdir. Bu doğrultuda hidroelektrik santraller akan suyun gücünü elektriğe dönüştürmektedirler. Akan su içindeki enerji miktarını ise suyun akış veya düşüş hızı tayin etmektedir (Yenilenebilir Enerji Araştırmaları Derneği, 2023). Zira büyük bir nehirde akan su büyük miktarda enerji taşımaktadır. Ya da su çok yüksek bir noktadan düşürüldüğünde de yine yüksek miktarda enerji elde edilmektedir (Yenilenebilir Enerji Araştırmaları Derneği, 2023). Bu en temiz enerji üretim yoludur. Karbon emisyonuna yol açmadığı için hidroelektrik santraller küresel ısınma ve iklim değişimine karşı desteklenmesi gereken tesislerdir. Hidroelektrik santraller suyun gücünden yararlanan, enerji üretimi neticesinde hiçbir atık ortaya çıkarmayan, temiz enerji üreten tesislerdir (Yenilenebilir Enerji Araştırmaları Derneği, 2023). Örneğin, 25 MW’lik bir nehir santrali, yıllık yaklaşık 80 milyon kilovatsaat yeşil enerji üretebilmektedir ve bu da yaklaşık 50 bin tona yakın karbondioksit salınımının engellenmesi ya da 10 bine yakın aracın trafikten çekilmesi anlamına gelmektedir (Yenilenebilir Enerji Araştırmaları Derneği, 2023). Bu da yaklaşık 3 milyon ağacın saldığı temiz havaya eşdeğerdir (Yenilenebilir Enerji Araştırmaları Derneği, 2023).

Yenilenebilir enerji kaynaklarından bir diğeri güneş enerjisidir. Güneş enerjisi, kurulum ve kullanım kolaylığı olmasının yanı sıra çevreyi kirletmemesi ve zararlı atık oluşturmaması gibi özelliklere sahip bir yenilenebilir enerji kaynağıdır (Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 2022). Bununla birlikte güneş enerjisi temiz ve yeşil enerji kaynağını temsil etmektedir. Öyle ki güvenli ve çevre dostudur ve atmosferde sera gazı salınımına neden olmamaktadır. Ayrıca işlevlerini yerine getirebilmesi için temiz su dışında başka hiçbir kaynağa gerek yoktur. Örneğin evlerin çatısına güneş paneli kurmak, sürdürülebilir bir geleceğe katkıda bulunmak için güvenli ve kolay bir yoldur. Bunların da ötesinde kömür, doğalgaz ve fosil yakıtlar gibi konvansiyonel enerji kaynaklarının aksine güneş enerjisi sınırsız bir kaynaktır. Elektrik üretimi ve ısıtma gibi alanlarda kullanılmakta, enerjide dışa bağımlılığı azaltmakta ve ulusal ekonomiye katkıda bulunmaktadır (Yenilenebilir Enerji Araştırmaları Derneği, tarih yok).

Yenilenebilir enerji kaynakları kapsamında bir diğer önemli enerji kaynağı rüzgardır. Tarih boyunca enerji kaynağı olarak rüzgârdan çok çeşitli şekillerde yararlanılmıştır. Örneğin rüzgâr gücünden, binlerce yıldır, başta tahılların öğütülmesi ve yelkenli gemilerle deniz ulaştırmasında faydalanılmış iken, artık günümüzde, elektrik üretimi şeklinde faydalanılmaktadır (Hayli, 2001: 1). Elektrik üretimi kapsamında rüzgâr enerjisinin kullanılması bakımından 20. yüzyıl önemli bir dönüm noktasıdır. Bununla birlikte rüzgâr gücünü dönüştürerek, elektrik enerjisi üreten tesis ve donanımlara ise “Rüzgâr Türbini” (aerojeneratör) denmektedir (Hayli, 2001: 3). Rüzgâr türbinleri veya birçok türbini bulunan rüzgâr santralleri, uygun şartlar sunması kaydıyla, kara içleri, deniz kıyıları ve deniz üzerinde (açıklarında) kurulmaktadırlar. Bunlardan deniz üstü rüzgâr santralleri gerek donanım inşası gerekse üretilen enerjinin taşınması için daha yüksek maliyetler hatta bazen daha farklı teknolojiler gerektirmektedir (Hayli, 2001: 3). Rüzgâr enerjisinin avantajlarından bazılarını şu şekilde sıralamak mümkündür; rüzgâr temiz bir enerji kaynağıdır, fosil yakıtlar üzerindeki baskıyı ve yükü azalttığı için bu kaynakların kullanılabilirlik ömrünü uzatmaktadır, maliyeti düşük bir enerji kaynağıdır (Hayli,

2001: 8-9). Bunların yanı sıra diğer birçok enerji kaynağına göre, rüzgâr elektriğinin maliyeti daha düşüktür (Hayli, 2001: 89). Örneğin, ABD’nde rüzgâr elektriğinin maliyeti, nükleer enerji ve güneş enerjisinin %50’si kadar, doğalgaz, petrol ve kömürle çalışan termik santrallerden elde edilen elektriğin ise, %25-30’u kadardır (Hayli, 2001: 9).

Sonuç olarak yenilenebilir enerji kaynaklarının önemi bir dizi faktörden kaynaklanır ve bu kaynaklar dünya genelinde enerji üretiminde ve tüketiminde giderek daha fazla tercih edilmektedir. Yenilenebilir enerji kaynakları, enerji sektöründe ve toplumda sürdürülebilirlik, çevre koruma, ekonomik büyüme ve enerji güvenliği gibi bir dizi önemli hedefi destekler. Bu nedenle, yenilenebilir enerji kaynaklarının önemi giderek daha fazla vurgulanmakta ve bu kaynaklara yatırım yapılması teşvik edilmektedir.

3.DOĞU ZENGEZUR BÖLGESİ ve  YENİLENEBİLİR ENERJİ POTANSİYELİ

Halihazırda fosil enerji kaynakları bakımından önemli bir konumda olan Azerbaycan açısından yenilenebilir enerji kaynakları kapsamında önemli gelişmelere tanıklık edilmektedir. Öyle ki son günlerde yaşanan gelişmeler, Azerbaycan’ın fosil enerji kaynaklarının yanı sıra önemli bir yenilenebilir enerji potansiyeline sahip olduğuna işaret etmektedir. Daha açık bir deyişle son günlerde yaşanan gelişmeler doğrultusunda Azerbaycan’ın önemli bir yenilenebilir enerji potansiyeline sahip ülkelerden birisi haline geldiği görülmektedir. Yenilenebilir enerji potansiyeli açısından Azerbaycan’ın kullanma potansiyeline sahip olduğu başlıca kaynaklar ise, güneş enerjisi, rüzgâr enerjisi ve hidroelektrik enerjisidir. Güneş enerjisi açısından ele alındığında, Azerbaycan, güneşli bir iklimi ve bol miktarda güneş ışığını yakalayabilecek geniş alanlara sahiptir. Güneş panelleriyle güneş enerjisi üretimi potansiyeli oldukça yüksektir.

Dolayısıyla özellikle çöl bölgeleri, güneş enerjisi santralleri için uygundur. Rüzgâr enerjisi açısından ele alındığında ülkenin batı ve kıyı bölgelerinin rüzgâr enerjisi için uygun koşullara sahip olduğu görülmektedir. Bu doğrultuda özellikle Hazar Denizi çevresi ve Dağıstan Dağları’nın ülkeye rüzgâr enerjisi projeleri için ciddi potansiyele sahip olduğunu söyleyebiliriz. Hidroelektrik enerjisi açısından ele alındığında Azerbaycan’da birkaç büyük akarsu ve baraj ön plana çıkmaktadır. Söz konusu su kaynakları hidroelektrik enerji üretimi için kullanılabilir durumdadır. Bunlardan özellikle Kura Nehri üzerindeki barajlar enerji üretiminde büyük bir rol oynamaktadır.

Tüm bunlar ışığında Azerbaycan’ın yenilenebilir enerji kaynakları potansiyeli yüksek ülkelerden birisi olduğunu söyleyebiliriz. Bu doğrultuda Azerbaycan yönetimine göre ülkenin karadaki yenilenebilir enerji kaynaklarının teknik potansiyeli 135 GW, denizdeki ise 157 GW’tır. Ayrıca yenilenebilir enerji kaynaklarının ekonomik potansiyelinin 3.000 MW’ı rüzgâr enerjisi, 23.000 MW’ı güneş enerjisi, 380 MW’ı biyoenerji potansiyeli, 520 MW’ı dağ nehirleri olmak üzere 27 GW olduğu tahmin edilmektedir (The Ministry of Energy of the Republic of Azerbaijan, 2023). Bununla birlikte son günlerde enerji kaynakları açısından zengin olmasına ve dünyada enerji ihracatçısı olarak tanınan Azerbaycan Cumhuriyeti’nin yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımına özel önem vermesine neden olan bir takım gelişmelere tanıklık edilmiştir. Zengezur bölgesiyle ilişkili gelişmeleri bu kapsamda ele almak mümkündür. Bu doğrultuda Azerbaycan Enerji Bakanı Parviz Shahbazov’un açıklamaları ülke için önemli bir dönüm noktası olarak karşımıza çıkmaktadır. Zira Bakü Enerji Haftası kapsamında Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’nde Nahçıvan ve Doğu Zengezur’un yeşil enerji potansiyeli üzerine düzenlenen özel bir oturum sırasında Bakan Shahbazov, Nahçıvan’ın stratejik önemini arttıran ve onu bir enerji merkezine dönüştüren yeni bir aşamaya geçilmesine neden olan bir takım gelişmelerden söz etmiştir. Söz konusu gelişmelerden birisi Doğu Zengezur ve Nahçıvan’ın yeşil enerji bölgesi ilan edilmesidir. Bununla birlikte Bakan hem Nahçivan’ı hem de Doğu Zengezur’un yeşil enerjinin üretimi ve tüketimiyle birlikte ihracatı için kaynak ve rota haline getireceğini ifade etmiştir.

Parviz’in yanı sıra Azerbaycan Enerji Bakanı yardımcısı Elnur Soltanov da bu süreçte önemli açıklamalarda bulunmuştur. Bakan yardımcısı Soltanov, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev’in Ermenistan işgalinden kurtarılan bölgeleri “yeşil enerji” bölgesi ilan ettiğini hatırlatarak bu alanda yapılan çalışmalar ve hedeflerle ilgili şu bilgileri vermiştir: “Karabağ

2050’de ‘sıfır atık’ bölgesine dönüştürülecek. Bu, 26. BM İklim Değişikliği Konferansı (COP26) çerçevesinde beyan edilmiş hedeflerimiz arasında. Karabağ ve Doğu Zengezur ekonomik bölgeleri yenilenebilir enerji kaynakları açısından zenginler. Azerbaycan’ın temiz su kaynaklarının yüzde 25’i işgalden kurtarılan topraklarda bulunuyor. Küçük ölçekli hidrolik santral potansiyeli yüksek. İlk aşamada bu gücü yaklaşık 140 megavat olarak hesaplıyoruz. Bunun 20 megavatı Sukavuşan, Gülebirt ve Kelbecer’deki santrallerle artık hayata geçirildi. Bu yıl yaklaşık 10 hidrolik santralin yeniden yapılandırılması öngörülüyor. Ayrıca işgalden kurtarılan bölgelerde elde edilecek elektrik enerjisinin tamamı da yeşil enerji ilkesiyle üretilecek. Güneş potansiyelinin yaklaşık 7 bin 200-megavat olduğu öngörülüyor. Güneş enerjisi santralinin yapımı için yaklaşık 1000 hektarlık arazi mayınlardan temizlenecek. Rüzgâr enerjisi potansiyeli ise yaklaşık 2 bin megavat olarak hesaplandı” (Rehimov, 2022). Bu doğrultuda yapılan ön değerlendirmeler sonucunda Karabağ ve Doğu Zengezur’un işgalden kurtarılmış bölgelerindeki güneş ve rüzgâr santrallerinin potansiyelinin 9 bin 200megavat olduğu yetkililerce ifade edilmektedir (Rehimov, 2022).

4.SONUÇ

Son günlerdeki gelişmeler, 2020 yılında Ermeni işgalinden kurtuluşun ardından Karabağ ve Doğu Zengezur ekonomik bölgeleri, Azerbaycan’ın uluslararası ortaklarla işbirliği içinde yenilenebilir enerji potansiyelini geliştirme planlarının merkezinde yer aldığına işaret etmektedir. Son olarak 4 Haziran’da Şuşa’da düzenlenen Bakü Enerji Haftası’nın “Sıfır emisyona giden yol: Karabağ bölgesinde yeşil enerjinin potansiyeli ve fırsatları” başlıklı özel bir oturumunda bu durum somut bir hale gelmiştir. Öyle ki etkinlik sırasında Azerbaycan Enerji Bakanlığı ve devlet petrol şirketi SOCAR, bölgenin yenilenebilir enerji kaynaklarının ortak geliştirilmesi konusunda önde gelen uluslararası şirketlerle ortaklık anlaşmaları imzalanmasını bu kapsamda ele almak mümkündür (Mammadov, 2022). Bu bağlamda Azerbaycan’a yönelik yenilenebilir enerji yatırımlarının artması gibi bir durum söz konusudur. Genel olarak Azerbaycan’ın yenilenebilir enerji sektörüne ve özel olarak Karabağ ve Doğu Zengezur bölgelerine artan yabancı yatırım, Azerbaycan’ın yeni ortaya çıkan bölgesel düzensizlikteki konumu üzerinde ciddi sonuçlar doğurmaktadır (Mammadov, 2022). Bunlardan belki de en önemlisi, uluslararası şirketlerin Karabağ ve Doğu Zengezur bölgelerine yapacağı büyük yeşil yatırımların, salgın ve savaştan kurtulan Azerbaycan ekonomisine ekonomik kazanç sağlamakla birlikte, aynı zamanda bölgede barış ve istikrara dayalı bir siyasi ortam da yaratmasıdır (Mammadov,

2022). Zira 1994 yılında imzalanan Yüzyıl Anlaşması’nın, Hazar havzasında barışın desteklenmesine Batı’nın artan katılımını ima ettiği göz önüne alındığında, son günlerdeki anlaşmaların da Karabağ’daki benzer işbirliği projeleri, daha düşük düzeyde de olsa, farklı aktörlerin güvenlik çıkarlarını istikrara bağlaması son derece muhtemeldir (Mammadov, 2022). Bu bağlamda

44 gün savaşındaki kesin zaferin ardından Azerbaycan’ın, Doğu-Batı bağlantı projeleri ve enerji işbirliğindeki önemli konumunu güçlendirecek bölgesel barış fikrine büyük yatırım yaptığını söyleyebiliriz (Mammadov, 2022). Dolayısıyla son zamanlarda BP, Masdar veya ACWA Power ile imzalanan anlaşmalar Karabağ için sadece sıfır emisyonlu bir gelecek vaat etmediği, aynı zamanda jeopolitik yıldızların Azerbaycan lehine hizalanacağı bölgesel bir ortam da vaat ettiği aşikardır (Mammadov, 2022).

how can we help you?

Contact us at the Consulting WP office nearest to you or submit a business inquiry online.

Consulting theme is an invaluable partner. Our teams have collaborated to support the growing field of practitioners using collective impact.

Donald Simpson
Chairman, Bluewater Corp